Küçükboğazova - Alaçam Geçişi

15,16,17  Haziran 2012 Küçük Boğazova, Alaçam  geçişi faaliyetimizi gerçekleştirmek üzere, 15 haziran cuma 17.30 da Bursa'dan Baraklı göletine hareket ettik. Minibüs sürücümüz bizleri biraz nazlanarak Küçükboğazova yakınlarına kadar araçla çıkarıyor. Kısa bir yürüyüş sonunda Küçükboğazova çeşmelerinde kampımızı kuruyoruz.
Hava açık olmasına rağmen şiddetini gittikçe artıran poyraz sabaha kadar devam etti. Şafak sökerken alışık olduğumuz kuş sesleri şiddetli rüzgar nedeniyle gürültüye gitti.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra 09.15 te hareket ettik. Çavuşdüzü tepesi ile Avtaşı tepesi arasındaki çayırlıbelde her zaman akan çeşmede kurumuştu. Çavuşdüzü tepesi çevresini dolaşan patikayı takip ederek Kuru dere içinden Yumaklı yaylaya yükseldik. Yayladan İnegöl ve köylerini kuş bakışı görebiliyoruz. Balabancık yaylada hemen altımızda. Geçen yıl bu bölgeyi geçerken sis vardı. Şansımıza bu yıl hava açık güneşli, rüzgarda kesildi. Etrafımızı çok net izleme olanağımız var. Arkadaşlarımızla çevreyi tanımlamaya çalışıyoruz. Yolumuz üzerindeki vadilere ve bu akşamki kamp yerimize bakıyor bolca fotoğraf çekiyoruz.
Pazar günkü güzergahımızda görünüyor, Göktaş sırtından Kıran koç yatağına aşacağız, sonrasında Kıble Gediği uzaklarda son ufuk çizgisi olarak masmavi gökyüzü ile birleşiyor.
Etrafı izleme ve dinlenmeden sonra altımızdaki Balabancık yaylaya inmemeye karar verdik. Kuzeye bakan vadilerde, yamaçlarda erimemiş karlar çıkıyor karşımıza. Karlı bir yamacı geçerken ayakkabılarımın tabanının uygun olmaması nedeniyle kayıp düşüyorum.  5-6 Metre kayma sonucu durdum ve elimde sıyrıklar oluştu.
Her kar kütlesi altında bir su kaynağı var. Dağın suyu bizlere nasıl sunduğunu ilk elden görme ve yaşama ayrıcalığına sahibiz. Engebeli arazi içinde bazen patikalardan bazen bodur ardıçların içinden Taşpınarlar deresinin içine iniyor, tertemiz sularından dolduruyoruz.
Heybelikarşısı sırtı ve İmamyolu sırtlarının taşlık ve kayalık yapısının yamaçları gri beyaz bir renge dönüştürdüğü görüntüler eşliğinde Uludağ'ın kuzeye bakan sırtlarında batıya doğru ilerliyoruz.
Hemen altımız orman, 1800 m. seviyelerini koruyarak Kuzu yatağı'na ulaşmaya çalışıyoruz.
İmamyolu sırtından Akdereye inerken yamacın dik eğiminde, Elmas'ın patika arayışları, mırıldanışları, küfür etmemek için kendisini zor tuttuğunu anlamak zor değildi. Ali bey, tebessümle olayı götürürken, her zaman olduğu gibi, kampımıza vardığımızda herşeyin unutulacağını biliyorduk.
Akdere'de son bir mola verdik. Ayakkabıların içinde pişen ayaklar soğutuldu. Kamp alanımıza 400-500 m. çıkışı tamamlamak üzere çantalarımızı yüklendik. Kuzu yatağı'na vardığımızda saat 15.30 gösteriyor.
Yaylaya hakim konumdaki çayırlarda çadırlarımızı kurduk. Kuzu yatağında 4-5 ev var.
Bahçede çalışan yaşlı bir teyze ile orta yaştaki kızı, yayladaki bahçeleri dantel gibi işlemişlerdi. Elmas onlara kolay gelsin demek için yanlarına gitti. Medeniyetten uzak hayat süren, atalarından kalan bu yayla geleneğini  sürdürmek için çaba harcayan, çalışkan ve korkusuz iki hanım toprağın bereketine olan sonsuz güvenle anne kız durup dinlenmeden çalışıyorlar. 10 Kadar koyun, annesi ölmüş sevimli küçük bir köpekleri var.
"Size çay yapalım için" diye Elmas'a teklifte bulunmaları misafir olarak kabul gördüğümüz anlamına geliyordu.
Yaylaya erken gelip dinlenmek hepimize iyi geldi. Yakıcı güneşin altında sığınacak gölge bulamayan bizler, kimi çayırda matlar üzerine uzanarak, kimi dolaşarak Kuzu yatağında akşamı yaptık.
Sabah kahvaltı sonrası suya giderken bahçede çalışan kadınlara selam verdim.
Dere tepe isimleri bildiklerimizle tutuyormu diye sorular yöneltiğimde her gelişimde çıktığım yakındaki kayalık tepe isminin Mağra kayası olduğunu ve orada bir mağra olduğunu öğrendim.
Kampımızı topladıktan sonra mağraya bir gezi yapıp buradan öyle ayrılmaya karar veriyoruz. Mağraya İsmet Şentürk, Emirhan Kıratlı ve Ali Düzgün Arı, 3 kişi girdik.
Kafa lambalarımızla mağraya girdiğimizde yüksek ve büyükçe bir galeri içinde bulduk kendimizi. Tavandan ve duvarlardan damlayan sular mağrayı nemli ve ıslak bir yer haline getiriyor. Aşağıya doğru 18-20 metrelik inişten sonra eğimin artığını ve derinlere doğru inen karanlık geçitler olduğunu görüyoruz. Mağra özel bir ekipman ve çalışma gerektiriyordu, etrafı fotoğrafladıktan sonra bu kadar yeter deyip çıkıyoruz.
Elmas ve Ömer bizim geldiğimizi görünce Göktaş sırtına çıkan patikada yola koyuldular. Küme deresinin başındaki bir kar dilini geçiş bizi biraz oyaladı, Göktaş sırtında yine küçük bir mola vererek toplandık.
Manzarayı seyrederken yanımıza gelen iki köpeği zararsız diye düşünmüştük. Mola süresince bizden yiyecek alamayan köpeğin, biz yürümeye kalkınca, ciddi ciddi ısırmak istercesine bize havlaması ilginçti.
Kıran yaylaya sallanıp indik. Yaylada yeni evler yapılmış ve eskileride onarılmış, bahçelerde daha bakımlı idi. Burada da biraz mola verip sularımızı tamamladık. Yaylanın ortasından akan, Çay deresinin gürültü ile akan sularını taşlardan sekerek geçiyoruz. Sırta vurduğumuz anda otlayan ineklerin yanında oturan üç yaylacı hanımla selamlaştık. Soğuk bir ayran için diye ısrar edince kıramadık indirdik çantaları. Yaylanın misafirperver insanları, hanım ablamız bir koşuda sürahi dolusu buz gibi ayranı getirdi.  Sohbet eşliğinde sürahi dolusu ayran boşaldı.
Yine gelin, her zaman gelin, kaymak yaparız peynir yaparız. Sözleri ile uğurlandık.
Gönülden verilen bir bardak soğuk ayranın insanda yarattığı mutlulukla.
"Ayran iyi geldi"  diyerek Kıble gediğinin dik bayırını çıkıyoruz. Kıran yaylayı hiç bu kadar düzenli, pırıl pırıl güneşin aydınlığında berrak ve renkli görmedim. Ayranın soğukluğumu, insanların sıcaklığındanmıdır bilmem.
Yükselmeye devam ederken 2000 m sınırında, Elmasın "yılan var" seslenişi ile çantayı yere atıp makinayı alıp koştuysamda yılan çalılar içine girmişti. Ne yaptıysak bir daha yılandan iz yok. Bu yılan bizim için önemliydi, bilimsel bir çalışmaya katkı sağlamayı umarak onunla karşılaşmayı istiyorduk ancak olmadı. Geçen yıl tespit ettiğimiz bir yılanı tekrar görebilmeyi ummuştuk.
Çıkışı biraz olsun yumuşatmak için, Kirseyazılıtaş 2340 m. ve Arpakarı 2290 m. tepeleri arasındaki Kıble Gediğine doğru yöneldik. Alaçam yaylalarına gitmek için seviyeyi düşürmeden soldaki, Kirseyazılıtaş tepe sırtından yürümeye devam etmemiz gerek. Daha önce bu yolu kullandığımızda Kirseyazılıtaş tepeye çıkıyorduk, oradan seviyeyi koruyarak sonraki Altınpınar tepenin karlı sırtlarından 2148 rakımlı tepede kayalıkların üstünde yemek molası veriyorduk. Kıble Gediğine yan geçiş yaptığımız için bu tepenin seviyesinden düşmüş olduk, Bu defa yemek molamızı Kirseyazılıtaş tepe, Altınpınar tepesinin ve 2148  rakımlı tepenin çanağının içinde kalan Altınpınar çayırlarında verdik. Bastığımız yerden sünger gibi su fışkırıyor. Karşımızda Altınpınar tepesinin dik eğimli yamaçları, haziran  güneşi altında parlayan geçici buzullar. Her bir buzulun altında oluşan derecikler Altınpınar yaylasının zengin alpin çayırlarını besliyor.
Burada verdiğimiz molada kar sularının acıtan soğukluğuna girip çıktıkça salınan kaslarımız yay gibi gerildi. Çelik gibi olduk bütün yorgunluğumuz geçti.
Uzunca bir mola dan sonra Alaçam'da aracımızın bekleyeceğini düşünerek toparlanıp yaylalardan ormana inişe geçtik. Orman sınırında araç yoluna girerek Umurbey yaylasından Alaçam köyüne indik. Faaliyetimizi tamamladığımızda saat 17.10 gösteriyor. Buluşma yerimiz olan, Sefa tepesi adlı işletmede soğuk suyumuzu ve bir demlik çayımızı da yudumladıktan sonra17.50 de Bursa'ya dönmek üzere yola koyulduk.

Katılımcılar:
Elmas Arı
İsmet Şentürk
Ali Düzgün Arı
Emirhan Kıratlı
Ömer Çelebi

Yazan: İsmet Şentürk


Uludağ Dağcılık Kulübü

Konak Mh. Çağ Sk. Konak Apt. No:5/B
Nilüfer, BURSA
0 532 525 68 03

Sosyal Medya