Boğazova - Alaçam Geçişi

Katılımcılar:

Korkut Güven (Tdf)

İsmet Şentürk (Uludak)

Şamil Ordu (Yıldırım)

Bekir Şirin (Ferdi)

17 Haziran 2011 18.30. Keles yolundan Baraklı’ya doğru ilerliyoruz. Aracın camlarına iri yağmur damlaları vurmaya başladığında, içinde olduğumuz Ranger’da çantalarımız açıkta. Geçer diye düşünmek istesekte düşünceyle gerçekler değiştirilemiyor. Bardaktan boşanırcasına şiddetini arttıran yağmur’dan korumak, çantalarımıza çöp poşeti  giydirmek için durmak zorunda kalıyoruz. Yağmurun şiddeti 15-20 dakika sonra azalıyor. Yağmur bulutunun içinden geçiyoruz, yol aldıkça yağış etkisini kaybetti. Küçük Boğazova’ya geliyoruz. Saat 19.15, Renger bizi bırakıp geriye dönüyor. Herzamanki kamp yerimizde çadırlarımızı kuruyoruz. Altimetre 1700m. gösteriyor. Gökyüzünün  maviliği bulutların arasından az da olsa göründükçe havanın düzeleceğinin işareti olarak, umutlanmak istiyoruz. Ufuk güneşin kızıllığıyla süslenirken, arkamızda sis, Çavuşdüzü sırtından Tepeltepe sırtlarını yalayarak geçişini sürdürüyor.
Hava kararmadan çadırlarımızı düzenleyip, yemeğimizi yiyiyoruz. Ateş başında 11.30 kadar muhabbet devam ediyor. Sabah 9.00 hareket etmeyi kararlaştırıp çadırlara giriyoruz.
Pırıl pırıl bir gökyüzü, kuş cıvıltıları, yanımızdan akan Boğazova deresi, çiçek bahçesini andıran çayırların seyrinde kahvaltımızı yapıyoruz. Yola çıkmadan önce 4 kişilik ekibimizle hangi patikaya gireceğimizi kararlaştırıyoruz, hedef Balabanlı yayla.
Bulunduğumuz kamp yeri Boğazova deresi. Kamp yerimizin üstünden orman içine giren patikadan Çavuş düzü sırtına çıkıyoruz. Burada her mevsim akan çok güzel bir çeşme var. Sağda Tepeltepe sırtına, solda Çavuş düzü tepesine doğru yükselen iki sırtın ortasında beldeyiz.

Bir tarafı Keles bölgesi diğer tarafı İnegöl, manzaralı kamp yeri.
Çavuşdüzü tepesinin çevresinden, kuzeye doğru ilerleyen patikaya giriyoruz. Bir süre sonra küçük bir su kaynağına rastlıyoruz. 15-20 dakika geçiyor yine bir ağaç yalak yanından geçiyoruz. Balabanlı yayla üzerinde en derin vadi, Kuru dere vadisine girip sırta doğru yükseldik.
Sırta yakın bir yerde, Yumaklı yayla olduğunu anladığımız yerdeyiz. Çok geniş bir yayla değil, en dikkat çeken tarafı, bol suyu ve gür çayırlarının olması. Sırta çıktığımızda sis görüşümüzü kapatmıştı. Etrafta sürü olduğunu çan seslerinden ve köpek havlamalarından anlıyoruz. Dinlenip birşeyler içmek için çok güzel bir yerdeyiz. Biz çayırda dinlenirken çoban yanımıza geldi, selamlaştık. Sırtında kısa namlulu bir tek kırma, “Sürüye canavar saldırdı, tüfek olmasa koyunları kapacaktı” diye anlatıyor.
Arkadaşlar soruyorlar,”Buralarda kurt varmı?”diye.
Çoban, “Olmazmı çok var”
Uludağ’da kurt olması ihtimali bana inandırıcı gelmesede, çobanı dinliyoruz. Balabanlı yaylanın hemen 20 dakika altımızda olduğunu, burasının Yumaklı yayla çayırları olduğunu,
Yumaklı yayladan Balabanlı yaylaya su alındığını öğreniyoruz. Balabanlı yayla’ya 20-25 dakikalık sert bir iniş gerçekleştiriyoruz. Yayla dağınık evlerden oluşuyor. Çitle çevrilmiş, bakımlı bahçeleri burada insanların yaşadığını gösteriyor. İçinde hayvanları sulamak için hazırlanmış, uzun ağaç yalaklar var. Yayla, oldukça geniş bir alana yayılıyor. Yaylanın içinden geçerken bir kişi ile karşılaştık onunlada biraz sohbet ettik. Ondan’da yol tarifi aldıktan sonra yayladan Kıran Kuzuyatağı’na doğru yürümeye devam ediyoruz.

Balabancık yayla sırtına doğru tekrar yükseliyoruz.
Taşpınar deresine girerken, ardıçların içinde kuzu göbeği mantarları, Şamilin çığılık atmasına neden oluyor.
Dere çok ilginç görüntüsüyle uzaktan parlıyor, içinde karmı var diye düşündürüyor. Yaklaşınca bembeyaz taşların üstünden akan, pırıl pırıl bir su ile karşılaşıyoruz. Zemini tamamen taş, sanırım Taşpınar adını buradan almış olmalı.
Balabancık yaylayı geride bırakıp biraz ardıç, biraz çayır, daha çok kayalık, eğimli arazide, yan geçişlerle vadilere girip çıkıyoruz. Kayaların içinde hayat bulmuş, alpin çiçeklerinin güzellikleri karşısında, sırt çantalarıyla eğilip kalkmak zor olsada, fotoğrafçılık yapmaktan geri durmuyorum. Yürüyüşümüzü 1900 m. seviyesinde sürdürüyoruz. Kuzuyatağı 1900 metre seviyesinde, 1940 m. çıktığımızda Şamilin yükselmeyelim uyarıları yamaçlarda yankılanıyor.
Heybeli karşısı sırtını geçiyoruz, İmamyolu sırtına geldiğimizde eğim çok dikleşti. Sırttan daha fazla devam edemeyeceğimizi anlayınca, altımızdaki Akdereye inmeye karar verdik.
Tam bu bölgeden dereye inen bir patika varmış, ama biz onu kaçırdık, yinede aynı yerden inmemiz isabetli bir karar oldu. Akdere’nin içinde dereyi kapatan buzul, fotoğraf çekmek ve dinlenmek için iyi bir mola yeri oldu. Moladan sonra olduğumuz yerden sırta yükseldik. Bembeyaz sis her yanımızı sardı.
Hiç birşey görmeden batıya doğru ilerliyoruz.
Karşımıza çıkan düzlük çayırlar, negüzel yere geldik diye sevinmemize neden oluyor, saat 15.00 gösteriyor. Sisin içinden aralanan görüntü ağaç evleri görmemizi sağladı.
“Arkadaşlar Kuzu yatağındayız!” diye bir bağırışla, Ummadığımız bir anda,beyaz bir dünyanın içinde hedefimize varmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Evler bazen açılıyor bazen kapanıyor. Görüş mesafesi çok az olduğu için etrafımızı saran beyaz perdenin kalkmasını beklemekten başka yapılacak birşey yok. Çadırlarımızı düz, hakim bir tepede kuruyoruz. Matlarımızı çayıra serip, yaylanın keyfini çıkarıyoruz Saat 16.00.

Yaylada dinlenirken sis tamamen kalkıyor. Etrafımızı tanımaya çalışıyoruz. Şu tepe, bu tepe, şuraya gelmiştik gibi bulunduğumuz yerin, bildiğimiz noktalarla bağlantısını kurmaya çalışıyoruz. Fotoğraf çekerken, çevreyi dolaşırken akşam satleri yaklaşıyor. Uzaktan gökgürültüsü, kötü havanın geldiğini haber verir gibi. Bizi etkileyecekmi diye düşünmeden edemiyoruz. Kuzeyden güneye yağışlı bir sistem geçiyor. Doğu yönü kara bulutlarla kaplı,s is yeryüzünü kapatmış. Bizim üstümüzdeki ışık bizim sistemin kıyısında olduğumuzun işareti gibi.
Arkadaşlar arasında, yıldırım tehlikesine karşı, çadırları taşıyalım düşüncesi ortaya atılıyorsada, sonra yerimizde kalmaya karar veriyoruz.
Akşam pırıl pırıl bir gökyüzü altında, Şamil ve ben yıldızları seyrederek, tulumlarımızdayız. Gecenin ilerleyen satlerinde Şamil çadırına kaçıyor.
Pazar sabah, çok parlak bir güneş altında 9.05 te Kuzuyatağına veda ediyoruz. Küme deresini geçip Göktaş sırtına yükselince, açılan vadinin manzarası karşısında sırtı çıkıp, mola verme ihtiyacı duyuyoruz. Önümüzde, ihtişamlı görüntüsü ile, vadiye mızrak gibi uzanan kayalıklar, doğaya vahşi bir güzellik katıyor. Derin vadi, aşağılara indikçe, çizgi halinde yemyeşil bitki örtüsü içinde kayboluyor. Kıran yayla evlerinin bir kısmını, buradan görebiliyoruz. Göktaş sırtında yükselmiş olduğumuzdan, vadi içindeki Kıran’a hafif iniş yapıyoruz. Yolda Kuzu yatağına giden bir köylü kadınla selamlaşıyoruz. Kıran yayla evleri iyice açığa çıkınca, yaylanın ortasında 7-8 çadırlık bir kamp görülüyor.

Yayla’ya giriyor, oradakilerle selamlaşıyoruz. Sularımızı doldurup, Kıble Gediğine doğru 250 m. yükselip, yayla’ya kuş bakışı, sırtı aşıyoruz. Uludağın kuzey yamaçları hala parça parça karla kaplı. Geçtiğimiz yamaç ve vadilerde, erimemiş kar kulvarları yolumuzu kesiyor. Alaçam yaylaları uzaktan seçiliyor. Kayalık bir burunda öğlen yemeği molası verdiğimizde saat 13.00 gösteriyor, 45 dakika kadar yemek ve dinlenmeden sonra Alaçam yaylalarına inişe başlıyoruz. Bodur ardıçların içinde, ardıçlardan 20-30cm. daha yüksek, onlara nazire yaparcasına göğe uzanan, ince uzun sapının ucunda, bir avuç papatya benzeri, sarı fener gibi sisin içinde ışıyan, çiçeklerin verdiği güzellik inanılmaz. Yürürken bir taşın dibinde güneşlenen sırtı siyah benekli, Baran engereği(Vipera Barani) yakalayıp fotoğrafını çekiyoruz. Alaçam yaylada orman sınırına indik, su molasından sonra, orman içi patikaya giriyoruz.

Araç yolundan gitmeyelim derken bildiğimiz patikayı kaçırdık. Farklı bir patikadan Alaçam köyünün, inişte sağında bulunan derenin içine çıktık. Önce yerimizi tespit etmekte zorlanıyoruz. GPS yerimizi tespit etmemize yardımcı oluyor. Fazla aşağıya indiğimizden köye doğru bir süre yükselmek ve batıya doğru yürüyerek, Uludağ’dan inen yola birleşmemiz gerekiyor.
Yolda bahçelerde çalışan bir aileye selam verip yol tarifi alıyoruz. Bizi almaya gelecek olan araçla buluşmak için zaman kaybetmemeye çalışıyoruz.
Alaçama girdik, Sefa tepesinin yanındayız.
Ceviz ağacının gölgesinde bekliyoruz. Aracımız 20 dakikalık bekleyişten sonra geliyor, saat 16.20, Bursaya dönüyoruz.

Yazan, İsmet Şentürk.


Uludağ Dağcılık Kulübü

Konak Mh. Çağ Sk. Konak Apt. No:5/B
Nilüfer, BURSA
0 532 525 68 03

Sosyal Medya