Kapıyayla Vadisi İlk Geçiş

2013 Programımızda yer alan Kapıyayla vadisi ilk geçişi, 20,21 Temmuz 2013, tarihlerinde 3 kişilik bir ekiple gerçekleştirildi.

Katılımcılar:
İsmet Şentürk (Faaliyet sorumlusu)
Erdem Yoldaş
Fırat Ünver

KAPIYAYLA VADİSİ İLK GEÇİŞİ

Uludağ’ın 30 km. genişliğindeki kuzey yüzü sık orman örtüsü ile kaplı.
Ormanda birbirine bağlanan çok sayıda patikalar var. Vadilerin içine kimi yerde balıkçı patikaları, su yolları ile giriş ve çıkışlar var. Uludağ’ın her yerine patikalardan gidebilirsiniz, ancak vadilerini geçmek o kadar kolay değildir. Bu derin vadilerin geçilememiş olmasının nedeni, içinde sarp kayalıklar ve şelalelerin olmasıdır. Buraları geçebilmek için teknik malzeme kullanımı gerekmektedir.
Adını taşıdığımız dağa borcumuz var.
Geçilmemiş vadisini bırakmayacağız. Diyerek yola çıktık.

ULUDAK - Uludağ Dağcılık Kulübü, yıllık faaliyet programımızda yer alan
Kapıyayla vadisi geçişi, 20 temmuz 2013 c.tesi sabah 08.50 de altimetrenin 1765 m. gösterdiği yerde, teknik malzemelerimizi kuşanarak, vadi tabanına inişe geçerek başladı.

Ekibimiz 3 kişi, İsmet Şentürk, Erdem Yoldaş ve Fırat Ünver. Alpin bölgenin başladığı yerden vadi içine indik. İki yanı açıklık bir vadideyiz, arazinin yapısından, dereyi sık sık karşıdan karşıya geçerek ormanlık alanın içine giren suyu takip ediyoruz. Hatırı sayılır bir su var Kapıyayla deresinde. Orman içine girip ilerledikçe küçük şelaleler karşımıza çıkmaya başladı. Neyle karşılaşacağımızı bilmeden sürekli değişen arazide, çağlayan billur gibi su sesi eşliğinde, gözümüz arada altimetrede. Yan duvarlardan düşmüş kayaların üstünde sıçramalar, atlamalarla iniyoruz.
İki saat geçmesine rağmen ciddi bir şelale ile karşılaşmadık. Küçük şelaleleri, bazen içinden bazen yanından geçiyoruz.
Acaba hep mi böyle? Diye düşünmeden edemiyor insan.
Meraklı bakışlarla ilerlediğimiz yönü tarıyoruz. Gözler, attığımız her adımda beynimize bilgi aktarmaya devam ediyor. Bu vadinin diğerlerinden farkı, suya girmenin kaçınılmaz oluşu. Bir kere ıslandıktan sonra, sudan kaçınmamıza gerek kalmıyor, daha rahat hareket edebiliyoruz.

Zaman aktıkça, ip açmayı gerektiren ilk şelaleyi geçtik. Vadi içinde bulunan kayalardan ilk emniyeti perlon bırakarak aldık.
İkinci şelaleye geldiğimizde emniyet noktası olarak, suyun içinden çıkan bir kayanın ucu, suyun dışındaki başka bir kaya ile tam olarak birleşmiş olan bir yer bulduk. Kum saatini andıran bir emniyet noktası olarak bununla ilgilenmeye başladık. Perlonu içinden geçirip Fırat’ın Herkül gibi acı kuvveti ile deneme yapıyoruz ve perlon gelmiyor. Hatta o kadar sıkıştı ki, perlonu zor çıkardık. Sağlam olduğu kanaatine varıyoruz. Biraz daha sağlama almak, için içinden birde ağaç sopa geçiriyoruz ki daha garanti olsun. İyi görünen emniyet noktasını, Fırat ben bir şok uygulayayım diye denemek istiyor. Çantama bir şey koymak için, bir an arkamı döndüğüm sırada, Fırat bütün gücüyle ipe asılıyor, işte o anda bizi şoke eden,
Çat!! Sesi ile irkiliyoruz.
Fırat sanki bir İllizyonist gibi perlonu taşın arasından çekip alıyor.
Biz şaşkınlıkla birbirimize baktık.
Nasıl çıktı perlon yerinden?
Fırat 90 kg dan fazla ağırlığıyla uyguladığı şokla perlonu yerinden çıkartması, olası ihtimalleri aklımıza getirdiğimizde keyfimizi kaçırıyor.
Bunu bir ders olarak alıp, tatsız olayın etkisinden kurtulmak için çalışmalara devam ediyor, vadideki ilerlememizi sürdürüyoruz. Üçüncü büyük şelaleyi de geçiyoruz.
Kanyonların içi, bölgede yaşayan hayvanlar açısından iyi bir yaşam alanı değil. Her an gelebilecek bir sel her şeyi silip süpürme tehdidi oluşturduğundan birçok canlı, vadi tabanında yaşamaktan kaçınıyor. Sık rastlanılan bir başka tehdit, taş düşmeleri ve toprak kaymaları vadi içlerini yaşanması en tehlikeli yerler olduğu konusunda çok net ortaya koyuyor. Suda yaşayan canlılar dışında vadi içinde yabani hayvan görme imkanımız olmadı. Kuşların bile, doğada alışık olduğumuz çeşitliliğini buralarda göremedik. Vadi içine düşen, kayan, çok miktarda taş, kaya, toprak kütleleri buradaki yaşamı tehlikeli ve ölümcül kıldığını geçiş sırasında gözlemleme olanağı buluyorsunuz.
Dokunduğunuzda harekete geçen kayalardan, çok sayıda heyelan, bombalanmış gibi paramparça, kaya, ağaç gövdeleri ve toprak akıntısı Kapıyayla vadisinin diğerlerine kıyasla çok daha fazla risk taşıdığının göstergesiydi.
Binlerce yılda oluşmuş, derin taş havuzları görünce oyun bahçesindeymiş gibi bir duyguyla heyecanını bastırmıyor insan.

Vadideki ilerlememizin 5 saatinde 1305 m. güzel bir yerde mola verdiğimizde geceyi burada geçirmeye karar veriyoruz. Üç kişi olduğumuz için hızlı yol alıyoruz. Günün kalan bölümünü burada geçirip yarın sabah kaldığımız yerden devam etme kararı aldık.
Masa gibi düz büyük bir kayanın üstüne yerleşip ıslak giysilerimizden kurtuluyoruz.
Odun toplayıp büyük kayanın bir köşesinde ateş yakıp sudan buruşan ayaklarımızı, giysilerimizi kurutmak için ateşin karşısında matlara uzanıyoruz.
Fırat bütün gece ders çalışmış ve uykusuz, kısa sürede uykuya dalıyor. Bir süre geçtikten sonra, Erdem ve ben iyi bir çalışma ile odun rezervlerimizi yapıyor ve sonrasında taş masaya yerleşiyoruz.

Uludağ'ın 30 km. kuzey yüzünde, 13 tane geçilmesi ancak teknik malzeme kullanılarak mümkün olabilecek olan, hatta bazılarında art arda 2-3 tane sıra şelaleleri olan medeniyetin yanı başında el değmemiş, bakir vadiler var. Sarp kayalıkları ve uçurumları ile büyüleyici güzellikte, bir o kadarda ürkütücü vadiler bunlar. Her geçtiğimiz vadi, benzerlikler gösterse de farklı oluşumlar içeriyor.
Vadi tabanı iki yanından, yoğun taş düşmelerine ve heyelana açık.
Her an kopmaya hazır, 100-200 metre çürük kaya duvarların altında yürürken ürkmemek elde değil. Özellikle Kapıyayla vadisinde bunu daha fazla yaşadık.

Temmuz, Ağustos, Eylül ayları dışında buraları geçmeye çalışmak, doğru bir karar olmaz. Bu üç ayın içinde bile bu vadileri geçmek hiç de kolay değil.

Vadileri tehlikeli kılan nedenlerin başında, 3, 4 km. bir parkurda 700,1000 m. irtifa kaybedilmesi. Çok sert düşüşler olan vadide, tehlike içeren şelale ve sarp kayalık duvarlar size geçit vermiyor. Su seviyesi fazla ise, suya kapılıp gidersiniz.
Vadi içine girdiğiniz andan, çıkıncaya kadar çok dikkatli ve tedbirli olmak durumundasınız. Her an düşüp bir yerinizi kırmanız mümkün. Önceden akan suyun kurumuş olan izleri bile çok kaygan. Böyle olunca attığınız her adımı iyi hesaplayarak ve denge kurarak yapmalısınız. Bütün dikkatinize rağmen ıslak ayakkabılarla, kaygan yerlerde ummadığınız bir anda kendinizi kayalara yapışmış olarak bulabiliyorsunuz.
Bu güne kadar bu geçişlerde, ciddi sorun yaşamadık. Çok dikkatli davranarak, heyecanlı ve adrenalin dolu saatler geçirdik.

Uludağ'ın insanlara bu kadar yakın, Doğa sporlarına olan ilgisizlikten dolayı bir o kadar da uzak olan, Ekstrem spor diyebileceğimiz kanyon geçişleri, inanıyorum ki, zamanla daha fazla insanın ilgisini çekecek. Bir gün gelecek bu vadiler, Doğa sporları yapanların ilgi odağı olacaklar. Bu geçişlerin insanda yarattığı fiziki ve psikolojik tatmin duygusu kelimelerle anlatılamaz.

Spor deyince bütün kaslarınız çalışıyor. Matematik problemi çözseniz beyniniz bu kadar aktif olur. Kişinin çözüm üretme yeteneğini en üst seviyeye çıkarttığı gibi, bedenen tam kapasite çalışmak zorundasınız. Bırakmak gibi bir düşünceniz olamaz, sonuna kadar dayanmak zorundasınız
Kanyonlar dağcılık eğitimleri açısından da pratik yapma ve kendini geliştirme parkurları. Kaya tırmanışı var, yüksekliğe adapte olma, ip teknikleri, malzeme seçimi, çözüm üretme, emniyet kuralları gibi birçok konuda kendinizi geliştirme olanağı buluyorsunuz.

Vadiler o kadar az güneş alıyor ki, günün çok kısa bir zaman diliminde güneşi görme olanağınız var. Akşam karanlığı çöktüğünde zifiri bir karanlık, şelalelerin çağıltısıdır size eşlik eden.
Güneşin giremediği yere ay girebilir mi?
Dolunayı da yaşayamazsınız burada kolay kolay.
Gece simsiyah vadiye çöktüğünde, birkaç yıldız ürkekçe parıldıyor gökyüzüne açılan pencereden. Vadi rüzgarı başladı dağların başından üflemeye, soğuk sardı bedenimizi, sarınıp sarmalanıyoruz Mevsim yaz, vadi rüzgarında şırıltı ile dalgalanan yeşil yapraklar arasından, gökyüzünü aranıyoruz. Ağaçlar ve yapraklar gecenin elleri, ışığa izin vermiyor. Simsiyah bir karanlığın içinde, duygular dalgalanıyor ister istemez. Çağlayan şelalelerin sesinden, kimi bir insan çığlığı, kimi bir hayvan ulumasını andıran bin bir çeşit ses üretebilirsiniz. Korku ile korkusuzluk çok yakın iki komşu gibidir zifiri karanlıkta. Bir ona gidersiniz bir buna. Mantık denilen ince bir çizgidir bu gidiş gelişlerde sınırları belirleyen,
Sabah 06.10 hava açık, vadi rüzgarı dağlardan serinliği taşıyor. Elimi yüzümü yıkayıp etrafı kolaçan ediyorum. Su düne göre çok daha soğuk, sabah erken bu suya girilmez, gelip yeniden tuluma giriyorum. Tekrar 1,5 saat kadar uyumuşum. Biraz daha vakit ilerlemeli, hava ısınmalı.

Saat 08.45 malzemelerimizi kuşanıp harekete geçiyoruz. Dün, tam ip açmayı gerektiren 3 büyük şelale geçişi yaptık. Bakalım bu gün nelerle karşılaşacağız. Kamp kurduğumuz yerin hemen altında 30 m. uzunluğunda mağara, tünel gibi bir geçiş var. Üstünde toprak ve ağaçları ile vadinin içini doldurmuş. Bu oluşum bayağı ilgimizi çekti, izleyip fotoğrafladık.

Üç kişi olmamız, daha hızlı hareket etmemizi sağlıyor. İp inişlerinde beklemek zorunda kalmıyoruz. İkinci gün vadi inişleri daha zorlaştı. Üç saat geçmesine rağmen altimetre 180 m. indiğimizi gösteriyor. Koca vadi kimi yerde öyle daralıyor ki, tabanında su 2 m genişliğinde aşınmış kayanın içinden akıyor.
Şelaleler oyun yerimiz oldu. Kaygan olan duvardan inerken kimi yerde şelalenin suyunun içine giriyor, bazen düşüyoruz. Havuzlar o kadar berrak akıyor ki, suyun derinliğini kestiremiyor insan.
Şelaleler art arda sıralanmaya başladı, biri bitiyor diğeri başlıyor. 50 metre kadar olan bir geçişte 60 metrelik iki ipi çift balıkçı ile bağlayıp açtık. Bu inişlerde saatler hızla akıyor. Bu gün çok sayıda küçük şelalenin yanında 5 büyük şelale geçişi yaptık.

6 saatimizde, iyi bir yerde mola verelim diye yer ararken, 950 m. rakımlı, Osmaniye köyü tarafından su alınan bir alana geldik. Vadinin iki tarafından da çok ciddi heyelan yaşanmış olduğu için bölge, Google Eart üzerinden görülebiliyordu. Bu da faaliyetimizin bittiği anlamına geliyor.
Buradan aracımızı bıraktığımız, Osmaniye köyüne çıkış yapmamız gerekiyor. Suyun çevrilip alınmasından sonra azalan su, 150 m. aşağıda yer altına giriyor. Suyu alınan vadi, hiçbir canlının yaşamasına izin vermiyor. İnsanoğlunun para için doğaya bir müdahalesine daha üzülerek tanık oluyoruz.
Toplam 11 saat süren geçişimizi tamamlayıp 40 dakikalık bir yürüyüş sonunda Osmaniye köyüne ulaşıyoruz.
Arkamızda, bir vadi geçişinin daha unutulmaz anılarını hafızalarımıza kazıyarak, yorgun ama mutlu bir şekilde Bursa’nın yolunu tutuyoruz.

İsmet Şentürk


Uludağ Dağcılık Kulübü

Konak Mh. Çağ Sk. Konak Apt. No:5/B
Nilüfer, BURSA
0 532 525 68 03

Sosyal Medya