Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
 2016 - ETKİNLİKLERİMİZ
 2015 - ETKİNLİKLERİMİZ
FAALİYET RAPORLARI » Verçenik,Kaçkar tırmanışları 2011.

VERÇENİK VE KAÇKAR TIRMANIŞLARI FAALİYET RAPORU (12-20 AĞUSTOS 2011)

Otobüs Yolculuğu ( 12-13 Ağustos; Kestel, Bursa  -->Pazar, Rize; toplam süre : 19 saat)

Kulüp üyelerinden oluşan üç kişilik bir ekip (İsmet Şentürk, Ruşen Meriç ve naçizane bu satırları kaleme alan ben, Erdem Yoldaş) Kaçkarlar bölgesine hareket etmek üzere Kestel’de buluşuyoruz. Otobüsümüz saat 11:30’da hareket ediyor. Neredeyse tüm yol boyunca bize eşlik eden yağmur Trabzon Rize arasında bir tufana dönüşüyor; Karadeniz üzerini kaplayan kara bulutların bıraktığı şiddetli sağanak çok sık aralıklarla çakan şimşek ve gök gürültüsü eşliğinde Karadeniz kıyılarını dövüyor, yukarılardan gelen sel kıyıları adeta çamur deryasına dönüştürmüş. Meteorolojinin bu bölge için önümüzdeki bir hafta boyunca yağış uyarısı yapması aklımızdan çıkmamışken gördüğümüz bu manzara karşısında endişeleniyoruz. Planımızda değişiklik yapmak zorunda kalma düşüncesi rahatsızlık veriyor. 

13 Ağustos sabahı saat 06:30’da Pazar terminalindeyiz. Biraz sonra bizi Verçenik yaylasına götürmesi için daha önce sözleştiğimiz minibüs şoförü  Yaşar (namı diğer Tiktak Yaşar) yanımıza geliyor.

Verçenik Yaylası’na Doğru (yol süresi: 3 saat 40 dakika, yükseklik:2697 metre)

Sağanak o kadar şiddetli ki minibüste mahsur kalmış durumdayız. Yaşar bugün Verçenik yaylasına gitme sırasının Vehbi’de olduğunu söyleyip bizi Vehbi ile tanıştırıyor. Minibüsün hareket etmesi için diğer müşterilerin gelmesi ve yayla köylerinde yaşayan insanların vermiş olduğu erzak siparişlerinin tedarik edilmesi gerekli. İki buçuk saatlik sıkıntılı bir bekleyişten sonra saat 09:10’da minibüsümüz hareket ediyor . Sisli Fırtına vadisinin içinde yeşilin bin bir tonunun ve başı dumanlı tepelerin oluşturduğu muhteşem manzara bizi büyülüyor. Ladin ve kızılağaçların içerisinden oldukça bozuk olan stabilize yolda yılan gibi kıvrıla kıvrıla, ağır ağır ve sarsıla sarsıla yükseliyoruz. Yol boyunca Karadeniz insanının kavga eder gibi yaptığı sohbete kulak verip daha önce duymadığımız yöresel bir türküye eşlik ediyoruz.   

Ot yesam yaylalarda,ot yesam yaylalarda                                                                                                                                                                                                           Bana ne lazım borek,bana ne lazım borek,

(Sadece bu yolculuk bile bir Karadeniz belgeseline konu olur.)  

Çamlıhemşin’i geçip, Çat’ta çay molası veriyoruz.  Yayla köylerinde yaşayan insanların siparişleriyle tıka basa dolu olan minibüste Vehbi’nin sırasıyla Aşağıköy, Ortaköy ve Başköy’e uğrayıp onu hararetle bekleyen insanlara erzaklarını teslim etmesini ilgiyle izliyoruz.

Üç saat kırk dakika süren yolculuğumuz  12:50’de 2697 metredeki Verçenik yaylası’nda sona eriyor.   

Kapılı Göller’de Kamp  (yürüyüş süresi :2 saat 30 dakika, yükseklik:2960 metre)

Çantalarımızı sırtımıza vurup kampımızı kuracağımız Kapılı göllere doğru yürüyüşe geçiyoruz. Yukarılardan kopup gelerek çağıldayan dereler, kerkenez kuşları, soğuk ve puslu bir hava yürüyüşümüze eşlik ediyor. Saat 14:00’de birinci şelaleye varıyoruz. Sis denizinin ortasında yolumuzu kestirmeye çalışırken yağmur şiddetini iyice arttırıyor ve sırılsıklam oluyoruz. Normal şartlarda daha kısa sürmesi beklenen yürüyüşümüz sis ve yağıştan dolayı iki buçuk saat sürüyor,  saat 15:30’da kamp kuracağımız alana ulaşıyoruz. Amacımız bir an önce çadırlarımızı kurup yağmurdan kurtulmak. Yiyecek bir şeyler atıştırdıktan sonra çadırlarımızda dinlenmeye çekiliyoruz. Umarız yarın hava açar ve zirve tırmanışı için izin verir.

Verçenik Zirve Tırmanışı ( 14 Ağustos Pazar,  süre : 11 saat 40 dakika, yükseklik : 3711 metre)       

Gece saat 02:30’da uyanıyoruz. Dışarıda dolunayın aydınlattığı açık ve parlak yıldızlarla dolu gökyüzünü gördüğümüzde içimizi bir sevinç kaplıyor. Dolunayın göl üzerinde oluşturduğu yakamozları izleyerek kahvaltımızı yapıyoruz, içerisine su ve atıştırmalık yiyecek koyduğumuz zirve çantalarımızı hazırladıktan sonra saat 04:00’te yürüyüşe geçiyoruz. Verçenik zorlu bir teknik tırmanış rotasına sahip. Ayrıca taş, kaya düşmelerinin yoğun yaşandığı bu bölgede her an tetikte olmak gerekli. Teknik malzemelerimizi (emniyet kemeri, uzun ve kısa prusikler, HMS, reverso, karabina, kask ve iki yardımcı ip) yanımıza alıyoruz. Yürüyüş esnasında tan yeri ağarıyor, güneşin kızıllığı sivri tepelerin üzerine düşüp onları kızıla boyuyor. Hava açık, aşağılarda bulut denizi her yanı kaplamış. Verçenik’in eteğindeki çarşaktan yanal yükselerek saat 05:50’de Verçenik kulelerdeki tırmanış rotasının başlangıcına varıyoruz. Kısa bir mola verip batonlarımızı uygun bir yere bıraktıktan sonra tırmanış kulvarına giriyoruz. Taş düşürmemek için bastığımız tüm noktalara dikkat ederek yükseliyoruz. Dik kaya tırmanışları yan geçişlerden oluşan kulvarda zaman zaman yardımcı ipleri açarak ilerliyoruz. Özellikle zirveye yakın zorlu bir yan geçiş ve dik bir kaya tırmanışı var.    Saat 09:40, nihayet zirvedeyiz. Dört saat kırk dakika gibi bir sürede tırmanışı tamamladık. Muhteşem bir duygu seli ve özgürlük hissi kaplıyor içimizi. Hemen flamamızı çıkartıp bu anı ölümsüzleştiriyor, Uludak adını bu zirveye altın harflerle yazıyoruz. Zirvede hava açık, kamp alanımız görünüyor.   Vadiler, göller ayağımızın altında. Kaçkar’ın heybetli sivrileri de sisler arkasından göz kırpıyor. Verçenik vadisi ise sis altında. Uzun süre kalacağını umut ederek zirve taşına Uludak “sticker” ımızı yapıştırıyoruz. Yemek molası, sohbet, fotoğraf çekimleri derken bir buçuk saat geçmiş bile.  Saat 10:20’de inişe geçiyoruz.

İniş çıkıştan daha zorlu. Çünkü aşağıya inerken basacağınız yeri kestiremiyorsunuz ve önünüzden ilerleyen kişiye taş yuvarlamamak için daha fazla dikkat etmek zorundasınız. Risk almadan çoğu yerde yardımcı ipleri açarak iniyoruz. Bol bol fotoğraf çekip sohbet ederek tırmanış kulvarının başına dönüyoruz. Arkamızda kümelenen bulutlar adımlarımızı hızlandırmamız gerektiğini söylüyor. Dağcıların hiç yaşamak istemedikleri durumlardan biri ile karşılaşmak üzereyiz. Birazdan giderek şiddetini arttıran şimşek ve gök gürültülü yağış adeta film karesinden çıkmışçasına bizi çadırımıza kadar kovalıyor, çadırlara adımımızı atar atmaz şiddetli bir dolu yağışı başlıyor. Başka hiç bir şey bize tırmanışa erken başlayıp erken bitirmenin önemini daha iyi anlatamaz. Faaliyetimiz sona erdiğinde saatlerimiz 15:40’ı gösteriyor.

Dışarıdaki yağıştan dolayı dışarıya çıkamıyoruz ve zamanımızı çadırlarımızın içerisinde dinlenerek geçiriyoruz. Ertesi sabah sıkı bir kahvaltı yapıp kampımızı topladıktan sonra saat 11:00’de Verçenik yaylaya hareket ediyoruz.

Karadeniz’i Yaşamak, Verçenik Yayla ---> Çamlıhemşin ---> Ayder  (15-16 Ağustos)

Verçenik yaylaya doğru Kapılı göllerden doğan derenin aktığı vadi boyunca derenin sol tarafındaki patikadan ilerliyoruz. Sis olmadığı için görüş açık, otlayan inek sürüleri bizi meraklı bakışlarla süzüyor.  Saat 12:30’da yaylaya ulaşıyoruz.Yaylada karşılaştığımız çobanlarla sohbet ederken Vehbi’nin minibüsü görünüyor. Biraz oyalanıp saat 13:20’de Çamlıhemşin’e hareket ediyoruz. Minibüsteki iki sevimli Karadeniz çocuğuyla sohbet etmekten kendimizi alamıyoruz. İki kardeşler, küçüğünün ismini sorduğumuzda “Curkan” diye yanıtlıyor bizi, isminin Gürkan olduğunu anlamamız biraz zaman alıyor. Yaşını sorduğumuzda da “ben bilmiyorum abime sorun” diyor, abisi Furkan’a soruyoruz, altı yaşındaymış.

Vehbi köylere uğrayacağını söylediğinde ona bizi yolun aşağısından almasını söyleyip minibüsten iniyoruz ve yol boyunca aşağıya yürüyoruz. Birazdan yolumuza Aşağıköy’lü arıcı Yakup’un mekanı ve arı kovanları çıkıyor. Selam verip  başlıyoruz koyu bir sohbete. Bize yayla köyleri ve arıcılık hakkında değerli bilgiler veriyor. Ürettikleri balın Anzer balı değerinde olduğunu ama markalaşmadıkları için tanınmadığını söylüyor. Bu sene çok yağışlı ve soğuk geçtiği için arıların çalışamadığını bu yüzden hasatın verimsiz olacağını ekliyor, pek tadı yok arıcı Yakup’un. Minibüse tekrar binip yolumuza devam ediyoruz, birazdan Alpin bölge bitip sık ve gür orman dokusu başlıyor. Karadeniz’in ormanları başka hiçbir yerdeki ormanlara benzemiyor. Kendine özgü mimarisiyle tepelere kartal yuvası misali kondurulan yayla konakları da büyüleyici. Minibüsteki yayla insanlarıyla koyu bir sohbete dalıp yolumuzu Çamlıhemşin’de sonlandırıyoruz. Bundan sonraki hedefimiz Ayder yaylası. Geniş, düzgün asfalt yolda yaptığımız son derece rahat ve hızlı bir yolculuktan sonra Ayder yaylasındayız. Niyetimiz burada bir gün konaklayıp Kaçkar zirveye doğru yola çıkmak. Kendimize bir pansiyon bulup hemen duş alıyoruz. Ayder yaylası özgün yayla evleri, kaplıcası, otelleri, yemek yenilecek güzel mekanları ile turistik bir yer. Akşamüstü biraz dolaşıyoruz, akşam yemeğinde muhlamanın lezzetine varıp daha sonra dinlenmek üzere pansiyonumuza çekiliyoruz.

Yukarı Kavrun Yaylası  ( yol süresi: 45 dakika )

Sabah dinlenmiş bir şekilde kalkıp pansiyoncu ablamızın hazırlamış olduğu mükellef kahvaltımızı yapıyoruz ve saat 08.45’te Yukarı Kavrun’a çıkan minibüse biniyoruz. Yol son derece bozuk, fonda yine Karadeniz türküleri, çağlayan küçük şelaleler ve ormanın çıldırtıcı yeşilliği.  Saat 09:30’da Yukarı Kavrun’dayız. Bu bölgenin yabancılar tarafından da ne kadar bilindiğini ve rağbet gördüğünü çevremizdeki çok sayıda yabancı bize açıklıyor. Bu bölgeye gelen herkesin uğrak noktası Şahin dağ evinde çaylarımızı yudumlarken Türkiye’nin tanınmış dağcılarından Ali Şahin ve dağ evinin sahibi abisi Yalçın Şahin’le sohbet etme imkanı buluyoruz.Yola çıkma vakti geldi artık, çantalarımızı sırtımıza vurup bir sonraki hedefimize doğru yürüyüşe geçiyoruz 
Öküz Yatağı(Çayırı)’nda Kamp (yürüyüş süresi: 3 saat, yükseklik: 2915 metre ) Kaçkarlar bir çok endemik bitki türüne ev sahipliği yapan bir bölge, yol boyunca bunu kanıtlayan daha önce hiç görmediğimiz ilginç çiçekler ve bitkilerle karşılaşıyoruz. Hava yine puslu ve yağmur yüklü.   Vadinin dibinden değil de sol yan yüzünden yanal olarak yükseliyoruz, bu da daha az yorulmamızı sağlıyor. Yolun son üçte birlik bölümünde yağmur başlıyor, şiddetini arttırarak kamp alanına kadar doluya dönüyor. Şiddetli dolu altında çadırlarımızı kurmaya çalışırken ki halimiz görülmeye değer. Yine çadırlarımızda mahsuruz, güneşin bize yüzünü göstermeye hiç niyeti yok.

Öküz yatağı veya öküzü çayırı da denilen kamp alanımız 2915 metrede Kaçkar dağını kuzeyden bütün heybetiyle gören bir konumda. Bir ara yağmur dindiğinde çadırdan dışarı çıkıyorum. Gördüğüm manzara karşısında dilim tutuluyor, sisler ardındaki dağın heybeti ve buzulların görüntüsüyle büyüleniyorum.

Akşam yemeği tam bir sürpriz. Yanımızda getirdiğimiz klasikleri yemeyi düşünürken İsmet abinin topladığı çayır mantarlarının domates ve kaşarla terbiye edilmesiyle ortaya mükellef bir akşam yemeği çıkıyor ve tadı damağımızda kalıyor.  

Zirve tırmanışı için erken kalkacağız,  dinlenmek üzere çadırlarımıza çekiliyoruz.

Kaçkar Zirve Tırmanışı , Kuzey Yüzü (17 Ağustos Çarşamba,süre: 6 saat 40 dak, yükseklik: 3937 mt.)

Kaçkar zirveye tırmanış için daha çok güney yüzü tercih ediliyor, çünkü daha kolay. Kuzey yüzü ise teknik bir rotaya sahip, biz kuzey yüzünden tırmanışı gerçekleştireceğiz. Verçenik’in aksine eğer tırmanış konusunda tecrübeliyseniz ve dikkatli olursanız yanınıza teknik malzeme ve ip almadan da bu tırmanışı gerçekleştirebilirsiniz.

Gece 02:30. Kalkıyoruz. Kahvaltı yapıp zirve çantalarımızı hazırlıyoruz. Yoğun bir sis tabakası ve soğuk karşılıyor bizi. Göz gözü görmüyor ve her yer ıslak. Sıkı giyiniyoruz.

Saat 03:45. Tırmanış için hazırız. Önce önümüzde dik ve uzun bir çarşak var. Bembeyaz bir sisin içinde ateşböcekleri misali yürüyoruz. Yoğun siste bir iki metre önümüzü bile görmek mümkün değil. Kısa bir süre için buzul üzerinde de yürüyoruz. Derin bir buzul çatlağı görmek bizim için sürpriz oluyor.

Saat  06:00. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen çarşak sona erdi ve tırmanış rotasının başlangıcındayız. Rota babalarla ve oklarla çok iyi işaretlenmiş. Kayalara iyi tutunarak ve taş düşürmemeye dikkat ederek tırmanıyoruz.

Saat  07:45. 3937 metrede, Kaçkarların zirvesindeyiz. Mutluluk ve zafer duygusu sarıyor içimizi. Geniş bir coğrafyanın en yüksek noktasında olmanın verdiği haz inanılmaz. Kulübümüzü temsilen zirve defterine Uludak adını yazmanın şerefini paylaşıyoruz. Flamamızı çıkartıp fotoğraflar çekiyor, uzun bir süre manzaranın tadını çıkartıyoruz. Bir şeyler atıştırıp saat 09:30’da sislerin içerisine inişe geçiyoruz.

Saat 12:10. Kamptayız. İnişimiz iki saat kırk dakika sürdü. Hem Verçenik hem de Kaçkar tırmanışlarını kazasız belasız tamamladığımız için birbirimizi kutluyoruz. İyi bir dinlenmeyi hak ettik.

Saat 16.30. Kalkıyoruz. Öküzyatağı gölüne doğru yürüyüş yapmayı ve çayır mantarı toplamayı planladık. Çayırlardaki bitkilerin ve otların bu kadar büyümesine ve yeşil olmasına şaşmamalı. Sürekli çiy ve yağmur altındalar. Üç gün önce yıkadığım çoraplarım hala kurumadı.

Azgın Boğaların Saldırısı

Kamp kurduğumuz alana neden öküz yatağı denildiğini çok iyi anladık. Mekanlarını bizimle paylaşmak istemeyen dört azgın boğa aşağıdan böğürerek üstümüze geldiler, pek dost canlısı oldukları söylenemez. Uzun bir meydan muharebesinden sonra taş ve sopalarla güç bela aşağıya kovalıyoruz.

Saat 03:30, gece aniden garip seslerle uyandık. Eğer akşamki olayı hatırlamasak dışarıdakilerin ayı  olduğuna bahse gireceğiz. Savaş boyalarını sürmüş üç azgın boğa çadırların etrafını eşip böğürerek bizi taciz ediyorlar. Arenadaki kızgın boğalardan hiçbir farkları yok. Dayanılmaz bir gürültü, sonunda çadırlardan çıkmak zorunda kalıyoruz. Bu sefer geri çekilmeye niyetleri yok, hele liderleri çok inatçı. Sabaha kadar süren mücadeleyi pek adilane olmayan bir yöntemle biber gazı kullanarak kazanıyoruz. Uykumuzun içine ettiler. Kırk gün düşünsek boğalar tarafından bu şekilde taciz edileceğimiz aklımıza gelmezdi.

Ayder’e Dönüş (18 Ağustos Perşembe)

Saat 10:00’da kamptan ayrılıp öküz yatağını öküzlere bırakıyoruz. Hedefimiz Büyük Deniz Gölü üzerinden Kavrun yaylasına inmek.Yoğun sis ruhumuzu sıkıyor ama artık kaderimize razı olduk. Başlangıçta patika net bir şekilde bize yolu gösterirken birazdan önümüze kayalık bir arazi çıkıyor. Yoğun sis ve GPS cihazımızın pilinin bitmesinden dolayı patikanın devamını göremiyoruz ve sırtımızdaki yükle kendimizi kayalık araziye vuruyoruz. Bu hata bize dolambaçlı, zor ve meşakkatli bir bedel ödetiyor. Binbir çeşit çiçeklerle bezenmiş  çayırları görmek tek tesellimiz.     

Saat 15:00’de Yukarı Kavrun’dayız. Şahin’in Yeri azgın fırtınalardan kurtulan gemilerin sığındığı sakin bir liman gibi. Isınıyoruz, çay içip muhlama yedikten sonra kendimize geliyoruz.

Minibüse binip Ayder’e dönüyoruz. Ayder kaplıcası bizi çağırıyor bizde bu çağrıya karşılık veriyoruz. Kaplıca keyfi, güzel bir yemek, sevdiklerimize birkaç hediye alışverişi ve pansiyonda güzel bir uyku akşamımızı özetliyor.

Fırtına’da Rafting (19 Ağustos Cuma)      

Güneş giderayak ilk defa yüzümüze gülüyor. Pırıl pırıl bir gökyüzünü görmeyi özlemişiz. Bugünkü planımızda Fırtına deresinde rafting var. Dün Dağraft’la sözleştik, saat 10:00 gibi bizi bekliyorlar. Bu bölgeye gelipte rafting yapmadan dönmek mükellef bir yemeğin sonunda sunulan enfes tatlıyı yemeden sofradan kalkmaya benzer, bu tatlıyı kaçırmaya hiç niyetimiz yok.

Dağraft Çamlıhemşin’i geçtikten sonra Ardeşen’e 2,5 km uzaklıkta yol üzerinde güzel bir tesis. Rafting rehberimiz Murat’la tanışıyoruz, üniversite öğrencisi, fırtına vadisinde doğup büyümüş, bize çok cana yakın ve sıcak davranıyor. Gerekli hazırlıklarımızı yaptıktan sonra botu suya indiriyoruz. Murat bize gerekli talimatları verirken Fırtına deresi bizi çağırıyor.

Yaklaşık bir saat süren 7,5 kilometrelik parkur çok değişken. Yavaşlıyor, birden hızlanıyor, köpürüp dalgalanarak heyecan verici rapidler oluşturuyor. Murat’ın verdiği komutlara göre birlikte hareket ediyoruz. Bir ara uygun bir yerde bottan inip kendimizi suyun akışına bırakıyoruz. Cennet Fırtına vadisini derenin içinden seyrederken düşte gibiyiz. Güzel şeyler çabuk biter, maalesef sona geldik. Parkurun sonunda bizi kamyonetiyle Dağraft’ın sahiplerinden Muhittin karşılıyor. O da hoşsohbet , dost canlısı birisi. Botu kamyonete yükleyip geri dönüyoruz. Geri dönüyoruz ama İsmet abi çekilen fotoğraflardan hiç memnun değil, fotoğraf için botu bir daha indirip indiremeyeceğimizi soruyor. Muhittin ve Murat bizi kırmıyorlar. Bu sefer kısa bir parkur yapıyoruz, Muhittin şahane fotoğraflar çekiyor. 

Rafting sonrası Muhittin, Murat ve tesisin diğer sahibi Yusuf ‘la keyifli bir sohbet yapıyoruz. Dereyi ve vadiyi tanıtmak ve korumak adına yaptıklarından bahsediyorlar. Dağraft Fırtına deresinde rafting yapmak isteyenlerin kesinlikle uğraması gereken bir mekan.

Veda zamanı geldi artık.   

Dönüş 

Dağraft’taki dostlarımıza veda edip Ardeşen’e giden bir minibüse biniyoruz. Saat 13:30’da Ardeşen’de otobüse bineceğimiz noktadayız. Eve götürmek için yöresel peynirlerden ve çaylardan alıyoruz. Otobüsümüz saat 14:30’da kalkıyor.  

Biz dağcıların en büyük hedefi  her türlü zorluğu aşarak zirvelere çıkmak. Bununla birlikte dağcılık sayesinde gidilen yerlerdeki insanları tanımak, yaşantıya, kültüre nüfuz etmek  ve hissederek yaşamak çok daha kolay. Dağcılığın en büyük faydalarından biri de bu.      

Her zaman aklımızın ve kalbimizin bir köşesinde kalacak olan bir macerayı ardımızda bırakıyoruz .

FAALİYETE KATILANLAR

İSMET ŞENTÜRK              ERDEM YOLDAŞ              RUŞEN MERİÇ


Kullanılan Malzemeler

Emniyet kemeri

Kask

20 metrelik ip (8 mm.)

HMS, karabina,reverso

Uzun ve kısa prusikler

1.5 metrelik perlon bant


Erdem YOLDAŞ






Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» AYIN YAZISI.
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim