Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
 2016 - ETKİNLİKLERİMİZ
 2015 - ETKİNLİKLERİMİZ
FAALİYET RAPORLARI » Likya yolu 1 etap,Fethiye Patara 2010.

HİSARÖNÜ – FARALYA – KABAK KOYU (20 KİLOMETRE)

Bursa_Fethiye arası rahat bir yolculuktan sonra sabah saat 08-30 gibi Fethiye otogarına iniyoruz.

Burda bulduğumuz taksici kişi başı ücret karşılığı bizi ve çantalarımızı tepeleme aracına sıkıştırıyor. İtiraz falan etsekte arabaya resmen tıkıldık ve itiraz edemedik Taksici bizi hisar önünde Likya yolu girişinde bırakıyor. Girişte bir otel var burdan rica ile su ihtiyacımızı karşılıyoruz. Likya girişinde hatıra fotoğrafı çektirerek parkura giriyoruz. Burası sık ormanlık ile başlıyor. Orman seyreldikçe sağ tarafımızda muhteşem Ölüdeniz manzarası açılıyor. Yükseldikçe görüntü büyüyor .Paraşütçülerin mabedi Babadağının yamaçlarında çok keyifli ve geyikli sohbetlerimiz arasında hedefimiz faralya’ya doğru yürüyorduk..Parkur bir çok tepeden oluşuyor. Bitki örtüsü güneşi engelleyecek kadar çok değil.

Likya yolu boyunca ağaçlar ve kayalar belli aralıklarla kırmızı beyaza boyanmış. Bu işaretler bütün parkurda bulunuyor. Artık işaretleri göremiyorsanız yanlış bir yere girmişsinizdir. Daha fazla ilerlemeden işareti aramaya devam edin. Bu da yolun başka eğlenceli yeri işareti bulan altın bulmuş gibi seviniyor. Son tepeden aşağı inerken artık yol ve nihayetinde Faralya iniyoruz.

George Hause’tayız. George, Morge deyip hippi takılan türk işletmecilik anlayışı sanmayın burayı.

%100 Türk ailesi ,yurdum insanı dedesinden, ninesine çoluğuna çocuğuna kadar, siniyle gelen bol kepçe yemeklerine kadar. Uygun fiyatlarla şişene kadar bırakmıyorlar sizi. Sezon olmadığı için çeşit bu sefer azmış denildiğine göre yaz sezonunda kuşsütü eksikmiş burda.

Birde bahçesi direk kelebekler vadisine bakıyor. Buda Likya faaliyetlerini en zor faaliyetlerden biri yapıyor.

Sürekli bir vicdan muhasebesi Koyda yüzmek mi, şu tepeye çıkmakmı? Ahşap evlerde kalmakmı, çadırda kalmakmı? Süzgün gözlerle arkamıza bakabaka ayrılıyoruz kelebeklerin sirüetinden.

Hızla hedefimiz olan Kabak Koyu’na doğru yola çıkıyoruz. Olimpos, kelebekler vadisi gibi popüler olmasada kabak koyu sit alanı vasvını koruması, tesislerin kalitesi ve doğasının bozulmamasıyla muadillerine açık ara fark atar.

Yolda tempolu bir şekilde zorlanmadan yürüyebiliyorsunuz,son derece keyifli bir etap burası. Likya yolunda en güzel şeylerden biri kendini tam bir yokluğun içinde hissederken iki ağaç sonra kendini turizm velinimeti sanabilirsiniz. İşte tam burdada ormanlık alandan çıkarken karşımıza toprak bir yol ve küçük bir yerleşim çıkıyor. Bu yerleşimden Kabak Koyuna aşağıya doğru ağaçlık bir patikadan yol alıyoruz. Kalınacak tesisin yerine göre patika yolu uzuyor. Biz Sultan Kamp’ta kalacağız. Sezon olmadığı için uygun bir fiyata anlaşıyoruz. Çadırlarımız olduğu için Bungolovda kalmıyoruz. Duşlarımızı aldıktan sonra sofranın başına geçiyoruz. Taze mantar çorbası, brokoli ,tavuk ,patetes ve plavdan oluşan nefis bir yemekten sonra, bahçedeki taş şöminenin başına geçiyoruz. Burda ateş böcekleri var ve süper bir görüntü oluşturuyorlar.

Sabah erken kalkıyoruz tesisin bilgisi olduğu için kahvaltımız o saatte hazır. Kahvaltımızı yapıp Likya yürüyüşümüzün en zor gününe başlıyoruz.

 

 

KABAK KOYU – BEL (26 KİLOMETRE)

 

1.Etap Likya yürüyüşünün en zor etabıdır. Hatta Bel köye vardığımızda köylüler bize buraya sakatlanmadan geldiyseniz bundan sonrasınıda gidersiniz demişti. Kabak Koyu’nun sağından 0 deniz seviyesinden koyun dik 600 metre ağaçlık patikasından yükselmeye başlıyorsunuz. Likya işaretleri buradada devam ediyor. Yolun yarısında fotoğraf ve manzara molası veriyoruz. Patika bizi tepenin sonlarına doğru heybetli kayaların yanından bir geçite sokuyor geçit bizi tepenin diğer tarafına geçirerek tırmanışı sonlandırıyor.Bundan sonra bir süre nispeten daha az dik patikalarda yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yolda hiking yapan turist grupları ile karşılaşıyoruz. Likya patikalarına belli merkezlerden günlük yürüyüş yaptıran şirketlerde var. Patika toprak yolla kesişip bizi Alıncaya çıkarıyor.

Alınca’nın Denize seviyesi oldukça yüksek,Alıncanın girişinde beyaz kerpiçten mavi pencereli Mustafa ve ailesine ait evi bulabilirsiniz. Burda ağacın altında mola yapabileceğiniz bir tahta masa var. Selam verip masaya oturuyoruz Küçük Mustafa Bizi 5 yıldızlı otel personeli gibi kibar karşılayıp buyur ediyor. Yemeklerimizi çıkalarıp yayılıyoruz. Mustafanın annesi bize çay ve ayran ikram ediyor. Aile Bal yapımı ile uğraşıyor. Taşıma olanağımız olsa kilo kilo alırdım bu baldan.

Bu ev denizin tepesinde tek başına çok güzel bir kamp tesisi olabilir. Karınlarımız doyup, ayranlarımızı içtikten sonra teşekkür edip Ailenin yanından ayrılıyoruz. Kısa bir süre sonra asvalt yola çıkıyoruz ve işkence başlıyor. İlk zamanlar asvalt dağcıları modunda birbirimizle dalga geçsekte asvalt bir müddet sonra can sıkmaya başlıyor. Neyseki sağ tarafımızdaki Yedi Burunlar manzarası keyfimizi yerine getiriyor. Asvalt git git bitmiyor. Gidiyoruz ama gene bitmiyo derken asvaltın ileride U yaptığını gördük. Kısaltmak içi arasındaki ayçiçeği tarlasından ekinlere zarar vrmeden geçmeye başladık ve nihayet gene asvalttayız. Tabanlarımız düzleşti artık manzarada kayboldu çok sıkıcı bir hal aldı yürüyüş. Uzun süre yürüyüşümüzün sonunda nihayet Gey köye ulaştık . Burası benim hayallerimin köyü. Köy bakkalı süper herşey var hemen bir dondurma aldım, üstüne kocaman cipsler, kolalar, çikolatalar durduramıyoruz kendimizi, hatta kendimizde bile değiliz. 100 km.’lik kamplı faaliyetlerde kilo alan bizden başka ekip varmıdır acaba her yıl aynı oluyor Abur cubur şenliğimizden sonra tahta sedirde ayaklarımızı tepeye dikerek uzun uzun yattık.

Nihayet yola koyulabildik toprak yoldan sağa doğru tekrar likya yoluna giriş yaptık. Burada geniş çayırlarda başlayan yolumuz toprak yolla kesişti. Bu insan eli değmiş toprak yolda bizde asvalt hissini gene uyandırmaya başladı.

Arada bide sıkıldıkça denize bakma molası verip şımarık fotoğraflar çektiriyoruz. Sonra ucu bucu görünmeyen toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz bu sefer gerçekten çok sıkıldık ve ayak tabanlarımız düzleşip ayakkabılarımıza yapıştı sanki. Akşam üzerine doğru köye iniş rampasından inmeye başladık. Köylüler kalcak yer ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Çadır taşımak istemeyenler bu önerileri değerlendirebilir. Köyde Fatma Abla var, dağcılara çadır verebiliyor. Köy meydanında çantaları attık kıpırdıycak halimiz yok. Köylüler Likyanın bu etabını bazı yürüyüşçülerin sakatlanarak bitirebildiğini, buraya kadar geldiysek sonrasını kolay bitirebileceğimizi söylediler. Burda müthiş bir köy imamı ile tanıştık. Caminin avlusunda kamp atabileceğimizi söyledi. Titizlikleri ile ünlü kardeşler Hakan ve Sertan bu fikre hemen atlayıp avluya kamp attı. Biz ise caminin karşısındaki çalılığa kamp attık. Yan evdeki amca istersek bize elektrik çekebileceğini söyledi. Fatma Abla ise bize Ekşi yoğurtla, patates kızartması verdi. İlk işim cami avlusunda ayaklarımı suya sokmak oldu. Resmen cozzz etti. Yemeklerimizi yedikten sonra yattık.

 

Sabah horoz sesleri ile uyanıp yolumuzu tuttuk.

 

 

 

 

BEL – PATARA (14 KİLOMETRE)

Köyün karşısında bulunan tepeden yürümeye başladık. Büyük bir koruluk girişine geldik. Burda likya tabelalarından biri var. Yol işaretlerini aramak için korulukta dağılıp bir süre arama yaptıktan sonra işareti bulduk ve patikaya girdik aşağı doğru hoş bir patikadan indikten sonra muhteşem bir manzara ile karşı karşıya geldik. Denize kuş bakışı büyük taşlık bir tepeden aşağı doğru inmeye başladık. Yol yataylaşarak muhteşem bir patikaya dönüştü.Yol yatay aşağı doğru uzun süre devam etti. Bulunduğumuz yolun bir süre sonra tarihi bir yer olduğunu anladık. Bu yol bizi sık ağaçlıklı düzgün bir ormanlık alana soktu keyifli bir yürüyüşün ardından Butik otel gibi bir yapının yanına çıktık.

Amacımız burdan Gavurağılı plajına gitmekti, işaretleri takip ederek deniz seviyesine yakın yolumuza devam ettik çok eski yapıların olduğu bir köye geldik. Köy hayaletli gibiydi uzun zamandır hiç yaşam olmamıştı sanki. Evlerin arasından su deposu benzeri bir kaynağı aramaya başladık. Sık çalılıkların arasından devam ederek depoya ulaştık. İçinde kurbağa, semender ne ararsanız vardı. İğrene iğrene en temiz olduğunu düşündüğümüz yerden suyumuzu aldık.

Hakan ile Ben gruptan ayrılarak yakın olduğunu bildiğimiz gavurağılı plajına keşif yürüyüşüne çıktık. Yol bataklıkımsı,sık çalılıklı bir yerdi. Denizin yakın olduğunu biliyorduk ama çalılardan birşey göremiyorduk.

Grubu buraya sokmanın iyi bir fikir olamadığını düşünerek geri döndük.

On on Letoon diye diye yürümeye devam ettik. Yolumuzu dik bir çam ormanı kesti ,burdan sonra uzun bir tırmanış bizi bekliyor. Herseferinde tepeye ulaştığımızı sanıp yanıldığımızı anlaya anlaya devam ettik. Bu etap zaman zaman sıkıcı hale gelebiliyor. Uzun bir yürüyüşün ardından tepenin solundan kayalık bir patikaya doğru meyil yapıp nihayet tepenin üstüne çıkabiliyoruz. Buradan tepenin diğer tarafına geçip letoona doğru inişe başlıyoruz. Burda zamanında kamp yapabilmemiz için çıktığımız tepeyi hızlı bir şekilde inmeye başladık. Aşağı indikçe bitki örtüsü küçülüp azalıyor. Uzun bir inişten sonra aşağıdaki dümdüz sera şehrini sirüetini görüyoruz. Aşağı indikçe iklim çoraklaşıyor. Yol sizi antik bir kalıntının içinden geçirecek ve deniz seviyesine indirecek.

Deniz seviyesine inilen yerin adı Karasu. Karasu belli dönemlerde carettalar nedeni ile halka kapalı şanslıyızki o döneme denk gelmedik. Burda bir tesis var hemen soğuk içeceklere hücum ediyoruz. Pataraya devam edelimmi yoksa kalalımmı diye görüşürken ekipte küçük sağlık sorunları derinleşmesin diye kamp atma kararı alıyoruz. Bir süre sonra kendimizi denize atıyoruz. Tesiste balık yedikten sonra çadırlarımıza geçiyoruz. Bu saatten sonra malesef kabus başlıyor. İçkiyi fazla kaçıran kim olduğunu bilmediğimiz gruplar önce motorlarla kumsalda gezmeye başlıyor. Gece yarısı ise 03:00’ a kadar bağırışlar küfürler havada uçuşuyor. Çok tedirgin oluyoruz. Tavsiyemiz özellikle az sayıda kişi iseniz burada ve kumsalda kamp atmamanız. Ya pataraya devam edin yada insanların hiç geçmediği, ulaşamayacağı yerlerde kamp atmanız.

 

Sabah olur olmaz pataraya kumsaldanmı yoksa patikadanmı gidelim diye düşünüyoruz. Sonunda Dünyanın en uzun plajlarından biri olan patara plajından yürümeye karar verioruz. Dağcı giysileriyle plajda yürümek çok komik. Süreyya sanatsal fotoğraf çekimleri yapıyor. İleride Mavi yengeç sürüleri görüyoruz Binlerce mükemmel görünüyor. İyiki burdan geldik diye düşünürken Eşen çayı yolumuzu kesiyor. Etabın ortası bu diye sevinerek bizi karşıya geçirecek balıkçı aramak için içerideki patikadan balıkçı barınaklarına doğru giriyoruz. Bir müddet yürüdükten sonra tekneleri buluyoruz fakat balıkçılar ortalarda değil. Uzun süre bağırıyor etrafa bakıyor tepiniyoruz malesef ellerimiz boş geri dönüyoruz. Çayın başında iki acemi kayıkçı duruyor. Acemi oldukları için bizi karşıya geçiremeyeceklerini ama istersek araçları ile letoon’a bırakabileceklerini söylediler. Üzgün bir şekilde arabanın kasasına atladık. Çok kibar ve iyi insanlardı gerçekten. Bizi Letoon’a bıraktıktan sonra otogardan bulduğumuz patara minübüsüne bindik.

 

Münibüs bizi patara antik kentinin içinden plaja kadar soktu. Müze kartı olanlar yanlarına alsınlar burda giriş ücretli.

Ve nihayet patara plajındayın konsept olarak uymasakta kısa sürede plaj kıyafetlerimize kavuşuyoruz.

Tesiste atıştırdıktan sonra parkurun tamamlayamadığımız için üzgün olan Berna, Hakan ve Ben bulunduğumuz yerden eşen çayının geçemediğimiz ucuna geri yürümeye başlıyoruz. Plajda yalın ayak … saat keyifli yürüyüşümüzün sonunda geçemediğimiz noktaya ulaşıp. Etabın son noktasını GPS e kaydedip gönül rahatlığıyla deniz keyfindeki ekibimizin yanına dönüyoruz.

Akşam kampı muftardan izin alarak patara köyünün çocuk parkına atıyoruz …….restaurantın sahibi çocuk parkına porselen servis takımlarıyla muhteşem bir servis yapıyor. Bu restoranı şiddetle tavsiye ediyoruz. Yemeklerin hepsi hemen orda taze sebze ve malzeme ile yapılıyor ve inanılmaz lezzetti. Akşam Likya etabını bitirmenin hüznü ile çadırlarımıza giriyoruz.

Nur Balkan   Uludak   Bşk. Yrd.



Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» AYIN YAZISI.
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim