Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
 2016 - ETKİNLİKLERİMİZ
 2015 - ETKİNLİKLERİMİZ
FAALİYET RAPORLARI » CİLO, REŞKO KIŞ TIRMANIŞI. 2015.

CİLO DAĞLARI, REŞKO (ULUDORUK) 4135 m. KIŞ TIRMANIŞI.

18-22 MART 2015.

Gelen bir maille Cilo dağı tırmanışı planlandığını duyunca yıllardır özlemini çektiğim Uludoruk 4135 m. kış tırmanışı aklıma düştü. Yıllardır adı sadece terör ile anılan Güney doğu Anadolu bölgesini de bu vesile ile görme fırsatı bulacaktım. Konuyu Ömer Faruk Kaya'ya açtığımda, bende varım dedi. Kısa zamanda faaliyet netleşmeden de olsa, en kötü ihtimalle Süphan kış yaparız diyerek, Van'a uçak biletlerimizi aldık. Özgür Yoldaş'ta bize katılacağını bildirdi. Hollanda'da yaşayan Ömer Albayrak maille bu faaliyete bizim katılmamız halinde gelmek istediğini yazdı.

Faaliyeti organize eden ,İstanbul'dan Sönmez Erkaya kendilerinin de 6 kişi olduklarını bildirdi. 17 Mart 2015 öğlen saatlerinde Van hava alanında buluşmak üzere planımızı yaptık.

17 Mart tarihi geldiğinde 09.00 da Sabiha Gökçen havaalanından bindiğimiz uçakta Yüksek ovalı yerel rehberimiz Kahraman Aytan İstanbul'a bir işi için gelmiş, geri dönmekteydi. Kendisi ile Van havaalanına inince tanıştık ve burada ki her türlü konaklama, ulaşım ve rehberlik hizmetlerinin kendisi tarafından yapılacağını öğrenmiş olduk. Kahraman güleç yüzlü samimi ve sıcak biri olarak bizlerde olumlu bir izlenim bıraktı.

Van hava alanında 1,5 saat kadar bekledikten sonra Hollanda'da yaşayan Ömer Albayrak, İstanbul'dan Sönmez Erkaya 6 kişi ile bizlere katıldı. Rehberimiz Kahraman Aytan ile birlikte 11 kişilik ekibimiz tamamlandı. Bizi almaya gelen minibüsle Yüksekova'ya hareket ettik. Van Yüksekova arası 200 km. Yolculuğumuzun bir bölümü Zap suyunun kıyısında geçiyor, şoförümüze bilmeden. 

-Zap suyumu? "diye soruyorum.

- Evet abi."

- Bayağı coşkun akıyormuş.

- Bu yıl yağış az, sen onun asıl coşkun halini bir görsen. Ama daha ileride sakinleşiyor.

Yüksekova'ya yaklaştıkça burada görmeyi aklıma getirmediğim uçsuz bucaksız bir ova bizi karşılıyor. Niçin Yüksekova denildiğini anlıyoruz. Bölge, köy kasaba, dağ, dere isimleri ile acı, gözyaşı, kan ve silah haberleri ile aklımıza kazınmış durumda. Burada olmak heyecan verici. Uçsuz bucaksız bir ova Yüksekova. Kasabaya girdiğimizde önce yemeğimizi yedik ve alış veriş yaptık. Fazla eşyalarımızı dağa götürmemek için Kahraman Aytan'nın evinde bıraktık. Hava karardığında minibüsümüze binerek 40 km. uzaklıkta bulunan Yeşiltaş köyüne (Karakoluna) hareket ettik. Cilo dağına çıkmak için izinlerimiz alınmıştı.

Projektörlerin parlak ışıkları uzaktan göründüğünde önce ne olduğu konusunda bir fikir yürütemedim. Karanlıkta çok parlak ışıklar da neyin nesi, diye aklımdan geçirirken rehberimiz" Yeşiltaş'a geldik, karakol ışıkları ."dedi. Minibüsümüz karanlığın içinde durdu. Yabancılığın verdiği bir tedirginliği yaşıyoruz. Rehberimiz Kahraman elinde belgeler bize doğru yaklaşan askerlere doğru yürüyor.Vakit erken olmasına rağmen, ortalık ıssız. Arkadaşlar araçtan inip etrafa yayıldılar. Nöbet tutan bir asker yanımıza geldi. " Araca binin ışıkları söndürün" Diyerek uyardı. Adını sadece terörle andığımız bu coğrafya da şimdi dağcılık yapmak üzere bulunmaktayız. Karakol nizamiyesinde yapılan isim kontrolünden sonra dağa açılan kapıya doğru minibüsümüz hareket etti. Biraz yukarıda ikinci kontrol noktasında yine belgelerimiz kontrol ediliyor.Yeşiltaş karakolu ile yaptıkları telefon görüşmesinden sonra araziye açılan kapının kilidini açtılar ve Cilo dağlarına doğru geçişimize izin verildi. Bu andan itibaren ekibimiz dağ ile baş başa. Yüksekova'da Yeşiltaş köyünden Nurettin Renda'da bize katıldı. Minibüsümüz de toplam 13 kişi bulunuyor. Şoförümüz bizi yukarı ya bırakıp geriye dönecek. Dağ gidecek ekip 11 kişiden oluşuyor. Nurettin bizi Serpil köyünde ki kulübesinde bekleyecek.

Toprak yoldan, minibüs zorlanarak da olsa, bizi karlı bölgenin başladığı yere kadar çıkardı. Araçtan inerek çantalarımızı sırtlandık. Yarım saat kadar yokuş yukarı yürüdük. Karlı zeminde, kafa lambalarımızla yolumuzu aydınlatarak terör nedeniyle boşaltılmış Serpil köyü arazisine geldik. Bu geceyi Nurettin Renda'ya ait bahçelerin içinde ki bir kulübede geçireceğiz

Arkadaşlar, gübre kokusunu teneffüs ettikçe "Ahırda da mı yatacaktık." diye espri yapıyorlar. Yolculukla geçen bir günün sonunda kimse uzun süre uyanık kalmak istemedi, herkes uyku tulumlarının içine girdi.

Gecenin sessizliğinde, karanlığın içinden hemen üstümüzde olduğunu hissettiğimiz insansız görüntü alan uçakların pervane sesi kulaklarımızda, tulumlarımızın içinde sıcak bir şekilde geceyi geçirmeye çalışıyoruz. Burada olmak insana tedirginlik veriyor mu? veriyor. Karanlıkta, ihtiyaç görmek için bahçeye çıktığımda bizim dağcıdan başka bir amaçla burada olabileceğimizi düşünen, bizi izleyen birileri olabileceği ihtimali her an aklımda. Karmaşık yoğun duygular içindeyim. Otuz yıldır bölgede binlerce insan hayatını kaybetmişti, hala bile çatışmalar yaşanıyor.

18 Mart Çarşamba,sabahı 06.00 da kalktık, kahvaltı ve hazırlık sonrası kulübeden 08.30 ayrıldık. Bulunduğumuz vadinin içinden, kıvrılarak yükselen yolu takip ederek Kedi tepesine doğru çıkıyoruz. İlk anda sığ olan kar seviyesi yükseldikçe derinleşiyor. Sırayla iz açıyoruz.

Gece karanlıkta geldiğimiz için çevremizi görememiştik. Sabah kalktığımızda, hava açık, çevreyi izleyebiliyoruz. Derin bir vadinin içindeyiz. Vadi çevresinde ve uzaklarda zirveleri görünce şaşırıp kaldık. Etrafımızda yükselen zirvelerin duvarları, insanı ürküten boyutlarda. Kule gibi göğe uzanan bu zirvelere çıkmayı düşünmek insanı heyecanlandırıyor. Zirveleri izleyerek yolumuza devam ediyoruz. Üstümüzde, geniş kanatlarıyla kartal'ı andıran beyaz bir kuş süzülüyor. Akşam rehberimiz, her an yolumuza geyik, dağ keçisi çıkabileceğini söylemişti. Bulunduğumuz vadi içinden, Kedi tepesi sırtına yükselip burada ilk molamızı verdik. İki vadi de kuş bakışı izlenebiliyor. Sarp kayalıklar, dik kulvarlar insana çıkılamaz hissi veriyor.Toplu fotoğraf aldık, molayı bitirdik. Ekibimiz de bulunan Nurettin Renda buradan geriye kulübesine dönecek. Gittikçe ısınan hava, karın daha fazla batmasına neden oluyor.Yürümek gittikçe zorlaşıyor.Kedi sırtından Serpil vadisine doğru hafif bir eğimle inişe geçtik. Geçtiğimiz yüzeyler de çığ riski olabilir endişesini yaşıyoruz.

Rehberimiz Kahraman Aytan, bize dönerek.

 - Hocam, siz buraları yazın göreceksiniz. Yaylacılar yazın hayvanları ile gelir, tereyağı, peynir ve bal'ın en iyisi bulunur. Bu kültürü mutlaka görmeniz lazım, şenliklere bekleriz.

Güneş vadiye indiği andan itibaren ısınan hava nedeniyle kısa kollu ve termalle yürümeye başladık. Rüzgar da esmiyor. Masmavi gökyüzü altında Cilo dağlarının görkemli zirvelerini fotoğraflayarak güzel havanın tadını çıkartıyoruz. Hava ile ilgili yorum yapmaktan da kaçınıyoruz. Vadi yamacında iki dere geçtik. Daha gür akan üçüncü dereye geldiğimizde burada kampımızı kuruyoruz. Altı saatlik bir yürüyüş sonunda Serpil yaylasına ulaştık. Güzel havada dışarıda oturacağımız için çadırlarımızı kurmadan önce, karda bank şeklinde oturma yeri yaptık. Rüzgarı kesmesi için büyük kayayı kendimize siper aldık. Derenin küçük şelalesinin çağıltısı kulaklarımızda. Ocaklarımız da çaydanlıklar bir biri ardına demleniyor. Gökyüzünün masmavi görünümü, arada bir tül gibi süzülen bulutlar tarafından kesiliyor. Vadi içinde esen rüzgar havayı soğutuyor. Güneş tekrar çıktığında da seviniyoruz.

Kampımızın sakinleri çay sohbetinde. Ülke sorunları ile ilgili fikirler havada uçuşuyor. Her kesin, her konuda bir fikri var. Neden, niçin, çözüm, çözümsüzlük hararetli muhabbet sürüp gidiyor.Yine de dağcılar bu konularda daha temkinli ve mütevaziler.

İlerleyen saatlerde çadırında dinlenmekte olan rehberimiz Kahraman, gülerek geldi.

- Farklı Coğrafyalardan insanlar bir araya gelince birbirlerine söyleyecek ne kadar çok şeyleri varmış, uyutmadınız beni bağrışlarınızla. Diyor.

Akşam karanlığı çökmeden gündüz gözü ile herkes yemeğini yedi. Özgür Yoldaş ile Ömer Albayrak,Ben de Ömer Faruk ile çadır birliği, yapmaktayız.

Ekibimizde iki Ömer olunca Sönmez,bizim Ömer Faruk'a dönerek.

- Abi sana Faruk diyelim mi? Ömerler karışmasın diyor. Farklı bir isimle seslenerek Ömer'leri teke indiriyor.

Kampımızda kalkış ve hareket saatini karara bağlamaya çalışırken Sönmez'e dönerek.

- Senden istediğim hareket saatimizi bir kez belirleyelim ve değiştirmeyelim. Erken saatte kulvarlarda karın sert olması bizim lehimize olur,bunu değerlendirelim Sönmez.

- Tamam İsmet abi öyle yapalım.

Gece, Serpil yaylasının üstünü siyah bir gölge gibi örtüyor. Kampımızdaki çadırların hepsi sessizlik içinde uyurken, Sönmez'in çadırından bir süre daha yüksek sesli konuşma ve gülüşmeler gelmeye devam ediyor.

Gece yarısı insansız uçakların pervane seslerini dinleyerek uyumaya çalışıyoruz. Sabaha karşı ihtiyaç gidermek için çıktığımda sanırım uçaklar gitmişti pervane sesi duymadım.

Saat 04.20 gösterirken çadırımıza doğru bir ayak sesi yaklaşıyor. Sönmez'in sesi.

- Abi günaydın.

- Günaydın Sönmez.

 - İsmet abi kalkış saatini altı yapalım mı? Hava çok soğuk, kimse kalkmıyor herkes uyuyor.

- Olmaz Sönmez!! Biz hazırlanıyoruz ne demek kalkmamak bu ekibin sorumlusu olarak kaldıracaksın, sen ne dersen o olur! Biz hazırız!!. Dedim.

- Tamam İsmet abi bir daha söyleyeyim bakalım. Seslendiğimde az önce kimse cevap vermedi. Diyerek uzaklaştı. Saat dört olarak kararlaştırdığımız hareket saatimizi 20 dakikalık gecikme ile hayata geçirdik.

Hava aydınlanırken, Sönmez Erkaya herkesten önce, Serpil yaylasından, Susuz yaylaya çıkan kulvara doğru yürüyüşe geçti, peşinden ben. Diğer arkadaşlar birer ikişer peşimizde, karda bata çıka yola koyulduk. Erken saatte kar tabakasının üst katmanı biraz sert olmakla birlikte yine de batıyoruz. Yaklaşık olarak 650 m. irtifa almamız gereken kulvara girdik.

- Sönmez bu kulvarın adı ne? Dedim.

- Adı yok abi.

- Bir isim verelim o zaman.

- Olur verelim, ne diyelim? dedi Sönmez.

- Azap kulvarı diyelim mi?

- Diğer arkadaşlar da bu ismi onayladılar. Kulvara Azap kulvarı adını verdik.

Kamp yükü ile, karda bata çıka zorlukla yükseliyoruz. Bir kaç gün önce akmış olan çığ, kulvarın riskli bir çığ ortamı olduğunu bizlere gösteriyor. Yükle iz açmak insana azap veriyor. Hava açık, rüzgar almayan bir yüzeyde yakıcı güneşin altındayız. Sıra bana geldiğinde terimi silmeye yetiştiremiyorum. Alnımdan akan ter gözlerimi yakıyor. Azap kulvarı iki yanı kaya duvar. Yağan kar kayalarda tutunamayıp kulvara sol taraftan aralıklarla akmış. Sağ tarafta çığ akıntısı yok. Bu görüntü bizlere kulvarı çıkışta sağ, inişte solu takip etmek daha güvenli olduğunu düşündürüyor. Kahraman Aytan ve Nurettin Renda'da bunu önerdiler. Sıcak hava, aşırı terlemeye ve enerji kaybetmemize neden oluyor. Kulvardan çıkarken üç yerde mola verdik. Su içip, bir şeyler atıştırdık. Yukarıda su olmadığı için her kes yanına en az 2-3 lt. su almak zorunda kaldı.

Aşağıdan bakınca kulvarın sonu gibi görünen sırt çizgisi biz yükseldikçe bir yenisi ile yer değiştiriyor. Ekibin öncü iz açan gurubu ile arkadan gelenler arasında mesafe gittikçe açılıyor. Molalarda kapanan mesafe yürüyüşte yine açılıyor. Öncü 5-6 kişi kendi aralarında değişerek iz açıyor. Kulvarı 5 saatte çıktık. Yataya dönen vadi içinde de 1,5 saat süren yürüyüş sonunda toplam 8 saatte kamp yerimize ulaştık. Güneş burada da kızartma tavası dedirtecek kadar yakıcı. Vadi çanak anten gibi güneş ışınlarını emiyor sanki. Kardan yansıma ile güneşin zararlı ışınlarının bizi bombardımana tuttuğu bir yerdeyiz.

Susuz yayla 2950 m. kampımızı kurduk. Serpil yaylasında olduğu gibi burada da çadırımızın yanında oturma yerimizi yaptık. ULUDAK ekibi bir arada, Ömer Albayrak'da bize katılıyor. Gelmeden önce meteoroloji raporları iki gün açık, sonraki üç gün kar yağışı veriyordu. Bu gün iyi havanın son günü. Ömer Faruk "Hava yarın akşam bozacak." diyor, bizde öyle olmasını umuyoruz. Hafif ama soğuk bir esinti var. Kaz tüyü montları giymiş olarak güneşleniyoruz. Yemeğimizi yedik, çaylarımızı içiyoruz. Etrafımızı çevreleyen zirvelere bakarak bölgenin dağcılar için önemini , çıkılmayı bekleyen zirveleri olduğunu konuşuyoruz.İki gündür güneşten yararlanarak güzel fotoğraf ve videolar çektik. Hepimiz "Bölgeye gelmekle ne iyi ettik." diyoruz.

Özgür "Az kalsın gelmeyecektim, kuzen bana gitme diyerek caydırmaya çalıştı. Ama gelmeden önce muhabbette bir iki bira içince, seni çok kıskanıyorum kuzen dedi."diyor hepimiz kahkahayı basıyoruz. Ömer Faruk bir ara gökyüzünde süzülerek güneşin etkisini azaltan bulutları göstererek "İsmet abi bu bulutlar senin bahsettiğin Sirus'lar değil mi? Havanın bozacağının işareti olan bulutlar "

Başımı kaldırıp baktım, yükseklerde bulutları şekillendiren fırtınanın işaretleri vardı."Evet Sirus bulutları, 24 saat içinde havanın bozacağının işaretidir." Bu gece saat 01.00 de zirveye hareket etme kararı aldık. Havanın açık oluşu bize kötü havayı unutturdu. Ömer Faruk'un hava yarın akşam bozacak sözlerine inanmak istiyoruz. Ama, Meteorolojinin bu günden sonra üç gün kar yağışı vermesi, aklımızın bir köşesinde dillendirmeye de korkuyoruz.

Akşam hazırlıklarımızı yaparak erken yattık. Gece arada bir çadır tentesine vuran pıtırtıların kar yağışı olduğuna inanmak istemiyorum. Rüzgarın uçuşturduğu tozlardır diyorum. Gece uyanıp, kafa lambamı yakarak saatime baktığımda 11.45 göstermekteydi. Çadırın fermuarını açıp dışarı baktım. Cilo dağları'nda, Uludoruk zirve yapma hayallerimizin noktalandığı an. En az 10 cm. kar yağmıştı ve yoğun bir sis vardı. Meteoroloji üç gün daha kar yağışı da veriyor. Aşağıya dönmekten başka yapılacak bir şey yok. Sönmez'e seslendim.

- Sönmez hava bozdu ne yapacağız.

- Ne yazık ki öyle.

- Kulvarda çığ tehlikesi oluşmadan hemen aşağıya inmemiz lazım!.

- Ağbi bir de Kahraman'a soralım ne diyecek. Kahraman ne yapacağız arkadaşlar aşağıya dönelim diyor!!

Çadırında konuşmaları dinleyen rehberimiz, kısa bir sessizlikten sonra karanlığın içinden seslendi.

- Kim demişse doğru demiş hocam.

- Bu hava da çıkamaz mıyız sence İsmet ağbi. Dedi Sönmez.

- Mümkün değil bu ekiple bunu yapamayız.

- O zaman, bir iki saat bekleyelim belki diner. Ben kolay pes etmekten yana değilim. Zorlamaktan yanayım her zaman, öyle de olmuşumdur.

- Sönmez bu hava dinmez, raporlar üç gün kar yağışı verdi. Ben senden fazla bu zirveyi yapmak istiyorum. Ama şu an kulvarda kar birikmeden acilen buradan aşağıya inmemiz gerekiyor.

Diğer çadırdan Ömer Albayrak'ta inmemiz gerektiği konusunda bana katıldığını söyledi. Birkaç dakika süren sessiz bekleyişten sonra, Sönmez ekip lideri olarak son sözü söyledi.

- Ben haber vereceğim her kes yatsın.

Saat 02.00 civarında yeniden durumu değerlendirmek üzere çadırlar arasında konuşmalar başladı. Kar yağışı devam ediyor, umutlanmamızı sağlayacak hiç bir gelişme yok. Beni endişelendiren Azap kulvarında taze kar yağdığında şelale gibi akacak çığ ortamının olmasıydı. Bu kar hızlı kar yapacak nitelikte çabuk toparlanmamız ve inmemiz gerektiğini tekrarladım. Sönmez tehlikenin farkında olarak.

- Saat 03.00 te her kes hazır olsun, yola çıkalım. Dedi.

Hazırlanmak için 50 dakikamız var. Kar yağışı artarak devam ediyor. Islak çadırlarımızı çantalara doldurduk. Karanlığın içinde geriye dönüşe geçtik. İzlerimizin hala belirgin oluşu dönüşümüzü kolaylaştırıyor. Artan eğimden Azap kulvarına gelmiş olduğumuzu anlıyoruz. Karanlık, sis ve kar yağışı altında kulvardan en önde hızlı adımlarla inişe geçtim. Arkamdan hızla Ömer Faruk yetişti, sonra Özgür. Kulvarın sonlarına doğru hava aydınlandı. Önceki kamp yerimiz olan Serpil yaylasına geldiğimizde 1000 m. irtifa kaybetmiştik. Yağış etkisini daha da arttırarak sulu kara döndü. Kampımızı kurduğumuz kayanın altında yağıştan korunabileceğimiz bir yerde durup terleyen giysilerimizi değiştirdik. Burada bıraktığımız fazla yiyecek ve eşyalarımızı çantalarımıza yerleştirdik. Ekip burada toparlandı. Uzun süren bir hazırlık sonrasında saat 07.30 da hep birlikte Kedi tepesine doğru yükselerek dönüşe geçtik. Kedi Tepesi'ne çıktığımızda Yeşiltaş vadisi içinden esen şiddetli bir rüzgar bizi karşıladı. Sırt hattında olduğumuz için rüzgarın etkisi çok şiddetliydi. Ayakta zor duruyoruz. Vadi içine indikçe etkisi azalan rüzgar, yerini yağmura bıraktı. Ekibimiz dağıldı.Ön gurupta beş kişiyiz. Arkada kalan altı kişi ile göz teması kesildi. İkiye ayrılan yolda sağa gitmemiz gerekirken sola gidince Serpil köyünün teraslanmış bahçelerini görme fırsatına eriştik. Dik eğimli vadi yamacı , zorlukla, emek harcanarak teraslanmış. Dümdüz küçük bahçelere dönüştürülmüş. İnsan bu doğayı yazın hayal ediyor. Yürürken daha evvel hiç görmediğim çiçekler karşıma çıkıyor. Yağmur altında durup fotoğraflayamıyorum. Yamacı hızlı adımlarla bahçeden bahçeye geçerek iniyoruz. Kulübeyi bulmaya çalışarak yönümüzü belirliyoruz. Altımızda dumanı tüten bacayı görünce ilk gece kaldığımız kulübeye gelmiş olduğumuz anladım. İnsansız terk edilmiş bir bölgede tüten bu baca ancak Nurettin Renda'nın olabilirdi. "Kulübeyi buldum" Diye bağırarak her biri farklı yerlerden inmekte olan arkadaşlara seslendim. Nurettin bizi "Hoş gelmişsiniz" Diyerek karşıladı. Soba yanıyor, çay hazırlanmış. Geleceğimizi biliyor sanki. "Hava bozdu, geriye döndük" Dedim.

"Ben size söyledim hava bozacak. Dün yaptınız yaptınız, yapamazsanız bu gün hava bozacak dedim"

- Sağlık olsun, yapacak bir şey yok. Yine de her şey çok güzeldi. Tekrar gelmek için bir nedenimiz var.

Yolda minibüs şoförümüz aranmıştı. aşağıdaki köyde imiş.Kısa zamanda aracımız geldi. Ekip toplandı, çay içip, ıslanan giysiler değiştirildi.Dinlenme sonrası saat 11.30 civarı minibüsümüze binmek üzere kulübeden ayrıldık. Cilo dağlarına veda biraz buruk oldu. Kimse belli etmese de, içimizde bir hayali gerçekleştirememenin hüznü var. Yüksekova'ya dönüşte iki yerde yol kontrolü için durduk. Askerlerimiz görevlerini yapıyorlar. Burada vatani görevini yapan çocukları görünce, batıda görev yapanlar askerlik yaptım demesinler diye aklımdan geçirdim. Vadilerin içinden kıvrılarak geçip giden 50 dakikalık yolculuktan sonra Yüksekova'yı bir seyir terasından izlemek için durduk, fotoğraf çektik. Şehre geldiğimizde otele yerleştik. Akşam hep birlikte yemekte buluşmak üzere dinlenmeye çekildik.

Akşam saatlerinde kar yağışı yeniden başladı. Şehirde gezilecek fazla bir yer yok. Burada Çin mallarına ilaveten Hindistan, İran gibi ülkelerden gelen sıradan ürünler var. Hediyelik alacak ilginç bir şey bulamadım. Yiyecek olarak genellikle İran'dan gelen mallar var. Benzin istasyonu dahi göremedim Yüksekova'da. Bidonlarla mazot cadde kenarlarında 2.50 tl.satılmakta. Çok sağlıklı olmadığı söyleniyor. "Burada mazot ucuz ama motoru yiyor ağbi." Diyor minibüs şoförü. Akşam yemeğimizi daha önce gittiğimiz ve beğendiğimiz lokantada yedik. Yemekte yarın Şemdinli ve çevresini gezmeye karar verdik. Sabah 08.30 da hareket etmek üzere otelin önünde olacağız. Bazı arkadaşlarımız yatmaya gittiler. Kahraman bizi canlı müzik olan bir bara götürdü. İyi bir orkestra ve yorumcu iki solisti dinleyerek burada güzel zaman geçirdik.

Sabah Şemdinli'ye yola çıktığımızda kar yağışı devam ediyor. Hava yumuşak olduğu için yerleri kar tutmuyor. Yine vadilerin içinde yolculuk yapıyoruz. Bölge dağlık, yollar dağların içinden geçiyor. Hakim tepelerde karakollar var. Bölge pusu kurmak için elverişli. Etrafımızı izleyerek yol alırken, terörün yıllarca bölgede bitirilememesinde coğrafyanın ne denli etken olduğunu gözlemliyoruz. Şemdinli'ye karlı dağlardan tepelerden geçip, derin bir vadiye inişe geçerek varıyoruz. Burada yağmur var. Yağış aralıksız devam ediyor. Dağda bu koşullarda çadırda hapis kalmaktan başka bir şey yapamazdık. Dönüşümüzde çok riskli olurdu. Dönmekte ne kadar doğru karar vermiş olduğumuzu anlıyoruz.

Şemdinli'de dönüşte durmak üzere, Derecik yönüne devam ediyoruz. Ziyaret edeceğimiz tarihi bir köprü ve saray kalıntıları yanında bir de şelale var. Yağmur altında ilginç bir gezi oldu bizler için. Araçtan inip gezecek olduğumuz yeri acele gezip yine aceleyle aracımıza biniyoruz. Her şeye rağmen bölge çok ilgimizi çekiyor. Şemdinli'ye ırmağın kıyısından dönerken, kamyonlarla dereye boşaltılan çöp ve molozları görünce içimiz acıyor. Ülkemizin sorunları batıda, doğuda aynı. Tertemiz doğaya kamyonlarla çöpü boca eden, temizlik imandan geliri sadece elini ayağını yıkamak olarak anlayan zihniyet burada da hayata yön veriyor. Şoförümüz bunu yapan da belediye diyor.

Şemdinli'de, kapalı spor salonunda folklor çalışması izledikten sonra yemek yedik. Yağmurun yeşile döndürdüğü çayırlı çimenli vadiden, karlı tepelere yükselerek Yüksekova'ya dönüyoruz. Akşam saatlerinde kar yağışı daha etkili ve kalıcı olmaya başladı. Yarın Van havaalanına 200 km. yolumuz var.

22 Mart 2015 Pazar, Yüksekova'dan 09.00 da minibüsle Van'a hareket ettik. Kar yağışı aralıksız sürüyor. Gerilim dolu bir yolculuk sonunda son dakikada havaalanına yetişebildik. Uçağın kalkmasına yarım saat kala havaalanına koşarak girdik. Yolda zincirsiz araçlar kaymış ve yolu kapatmıştı. Zincir takarak yoldaki araçların arasından geçebildik. Uçağa yetişebileceğimize son ana kadar inanamadım. Van gölü üzerinde bölgeyi gök yüzünden izlerken bir daha gelmek isteyip istemediğimden emin değildim.

 

Yazan. İsmet Şentürk.

28.04.2015.

 

 




Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» AYIN YAZISI.
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim