Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
 2016 - ETKİNLİKLERİMİZ
 2015 - ETKİNLİKLERİMİZ
FAALİYET RAPORLARI » ALACA TIRMANIŞ RAPORU, 21.04.2013.

ALADAĞLAR ETKİNLİĞİ, ALACA TIRMANIŞ RAPORU.

 

Nisan ayı başında, bir faaliyet sırasında Ali Düzgün Arı, 23 nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını bir faaliyetle değerlendirmeyi önerdi. Ne yapabiliriz dedik, Aladağlar Kaldı ve Alaca tırmanışını yapmaya karar verdik.

Hollanda'da yaşayan Ömer Albayrak aradı, programımızda bulunan Ağrı faaliyetine katılmayı istediğini belirtti. Aladağlar faaliyet planımızdan bahsedince bende geliyorum dedi.

19 Nisan akşamı Bursa terminalinden saat 19.00 otobüsü ile İsmet Şentürk, Erdem Yoldaş, Ali Düzgün Arı, Emirhan Kıratlı, Özgür Yoldaş ve Ertaç Keskin olmak üzere 6 kişi Niğde yollarına düştük.

Ömer Albayrak bizden bir gün önce Niğde'ye gelecekti. Çukurbağ'da Şafak pansiyonda kalacağını bildirdi. 20 Nisan sabahı Niğde terminaline 06.15 te iniyoruz. Servis bizi eski garaja, Çamardı otobüslerinin olduğu yerde bıraktı.  Çorba içerken dağcı olduğumuzu anlayan, yan masada oturan bir kişi, Çamardı otobüsünün şoförü olduğunu söyleyince rahatladık. Aracı kaçırma sorunu ortadan kalkmıştı.

Şoförümüz. Dağa kim götürüyor, Mehmet mi?

Salim ağbi götürecek.

Gelirken gördüm, yolda sizi bekliyordu herhalde.

Az önce kendisiyle konuştum, Şafak pansiyondaki arkadaşı almaya gelmiştir, köyde bekleyecek. Dedim.

Niğde'den 07.00 de Çamardı'na doğru yola çıktık. Niğde’yi çıkar çıkmaz yağışlı bir sistemin içinde buluyoruz kendimizi. Çukurbağ köyüne girdiğimizde Salim ağbi, yanında Hollanda'dan gelen Ömer Albayrak ile birlikte, yol kenarında bizleri bekliyorlardı.

Selamlaşma ve tanışma sonrası Salim ağbi evine çaya davet etti. Salim ağbi ve eşi Nazmiye ablanın konukseverlikleri karşısında bütün arkadaşlarımız şaşkınlık içindeler.

Sürekli ve etkili yağan yağmur belki bir süre sonra diner umuduyla öğleye kadar burada oyalanırsak hava açabilir diye düşünüyoruz. En yakında bulunan Alabalık çiftliğine, zaman geçirmek, öğlene yakın balık yemek için, 7 kişi ciple iki seferde taşınıyoruz.

Saat 12.00, balıklar yendi, yağmur dinmedi. Arada bulutlar yükseliyor hissine kapılıyoruz, umutlanmak istiyoruz ancak nafile, havadan umut yok. Yağmur bulutları, hemen üstümüzde, grinin her tonunu içinde barındırıyor. Sistem kalıcı görünüyor. Traktörcü Salim çözüm adamı, koşullara göre farklı çözümler üretiyor. Kendi cipi ve kardeşinin, Reno,Toros ile bizi Emli ormanına götürmeyi önerince çok hoşumuza gidiyor.

Artık bekleyemeyiz, dağa gitme zamanı. Araçlara yerleştik, Emli ormanının yolunu tutuyoruz.

Yolculuğumuzun sonlarına doğru, Emli ormanında yağış sulu kara döndü. Koca dölek patikasının başında indiğimizde, tamamen kar yağışı altındayız. Faaliyetimizin başında eşyalarımızın ıslanmasından endişe ediyoruz.

Koca dölek mevkiinden, Akşam pınarına dönülen yere kadar, zeminde kar tutmamıştı. Yükselmeye başlayınca kar kuşağına giriş yapmış olduk, hedefimiz Parmak kaya.

Yürüyüşümüz esnasında yükseldikçe, yağan karın şekli değişiyor. Lapa lapa yağan kar eriyor, yerleri tutturamıyordu. Yükseldikçe durum değişti, burada yağan kar kalıcı kar.

Vadinin içinde olabildiğince yükselmeye çalışıyoruz ki, yarın işimiz kolay olsun.

İki saati aşkın bir süre sonra kamp kurabileceğimiz uygun bir zeminde kalmaya karar verdik. Sis görüş mesafesini azaltıyor, Parmak kayayı göremiyoruz. Eğimli arazide, tesviye yaparak, herkes yoğun bir şekilde çadır yeri düzenleme çalışması içine girdi. Çadırını kuran içine girip yerleşiyor, ocaklar yakılıyor, ıslaklıktan kurtulmaya çalışıyoruz.

Yarınki programı, 02.30 kalkış, 04.00 hareket olarak duyuruyoruz. Otobüs yolculuğu yorgunluğu, uykusuzluk var. Akşam yemeği, biraz çadır düzenlemesi yapıp yatıyoruz.

 

Gece kalktığımızda yağan kar, hareket saatine yakın kesildi. Bu bizi mutlu ediyor, umutlanmak istiyoruz. Aralıksız yağan kar, yürüyüşümüzü epey zorlaştıracak kadar derin. Bundan başka asıl problem, çığ riskinin çok artmış olması. Yapabileceğimiz, yükseldiğimiz her yüzeyi çok iyi inceleyip kar yüzeylerini yan kesmemek, dik yükselmek olacak. Havanın ısındığı saatlerde, çığ kulvarlarının altında olmamamız gerekiyor.

Yürüyüşümüz başladığında, saat 04.15 gösteriyor. Sis gelip gidiyor, kampımızı Parmak kayanın hemen altında kurmuş olduğumuzu görünce seviniyoruz. Gecenin içinde ateş böcekleri gibiyiz. Derin karda yavaş adımlarla yol alıyoruz. Kıyafet ayarlaması için küçük molalarla, karanlıkta 1,5 saat yürüdükten sonra, ortalık aydınlanıyor.

 

Direk taş vadisi 5 km. uzunluğunda bir vadi. Arazide yükselmek gerekiyor, derin karda bu mesafeyi kat etmek ciddi bir zirve tırmanışı kadar zor.

Güneş Aladağların doruklarında parlamaya başladı. Sis büyük ölçüde dağıldı. Ufukta, sisler içinden sıyrılmaya çalışan Karasay, Eznevit, Sünertepe, zirveleri, Aladağlar'ın vahşi görüntüsüne, farklı bir gizem katıyor. Ekipteki herkes manzaranın büyüleyiciliği karşısında, duygularını dile getirmeden edemiyor.

Bu manzara için bile Aladağlar'a gelmeye değer.

 

Vadinin geçtiğimiz bölümlerinde, her iki duvardan çığ akıntıları gördük. Güneş yükseldikçe ısınan hava, vadi yan duvarlarının üstünde biriken kar kütlelerinin şelale şeklinde gümbürdeyerek akmasına neden oluyor. Her gümbürtü ile durup manzarayı seyrediyor, heyecanla fotoğraf makinelerimize saldırıyoruz. Çığ akan yerlerden, erken geçmekle ne kadar doğru karar verdiğimizi anlıyoruz. Yaşadıklarımız, uzun süreli kar yağışının dağları ne kadar ölümcül hale getirdiğininde bir kanıtı. Aladağlar ülkemizin çok önemli dağları, bizim Himalayalar’ımız. İlk defa bu kadar çok çığ oluşumunu izliyorum. Oldukça ürkütücü, sana dokunmadığı sürece, izlemesi çok heyecan verici. Toplamda yirmiden fazla, gözümüzün önünde ondan fazla irili ufaklı, gök gürültüsünü andıran çığ gözlemledik.

Vadiye dönüp baktığımızda, kızıl kahve gölgeleri ile yalçın kayalıklardan oluşan vadi duvarlarını, Direk taş vadisinin görkemli yapısını, vadi tabanını bembeyaz, kadife hissi ile izliyoruz.

Gözlerimiz, geriye doğru bir bakış atıp, yolu izlerken, ince bir çizgi vadi derinliklerinde kayboluyor. Saatler süren yürüyüşümüzü değerlendirdiğimizde, az kişi ile yapılamaz diye düşünmeden edemiyoruz.

Dağcılar için her şey söylenir, deli, çılgın, vs. ama burada olma nedenimiz bu ve buna benzer yaşadıklarımızdır. Sonrasında yaşayacak olduğumuz, adrenalin ile kuruyan boğazlarımız, dudaklarımız. Adrenalin salgılama bir bağımlılık oluşturabiliyor,  tekrar yaşamak istediğin bir duygu, his, daha doğrusu adrenalin salatası diyorum ben ona. İçinde her şey var, heyecan, korku, gerilim, umut, sevinç, mutluluk. Bütün bu duyguları kişiliğinizde harmanlayıp, lezzetli bir yiyecek gibi kendinize sunabilmenizin verdiği o haz.

Bu kadar zengin bir menü, bağımlılık yapmaz mı?  

Bütün bu hisleri bir arada, dağlardan başka nerede bulabilirsiniz ki?

 

Avcıbeli’ne yaklaştıkça, üstünde bulunan kar balkonları büyüdü. Gökyüzü masmavi, mola verdiğimiz bir an, kar balkonlarının gökyüzü ile kesiştiği çizginin arkasından bize doğru, sisin öylesine büyüleyici bir akışı var ki, hayranlıkla izliyorum.

Beş saat geçmesine rağmen, derin kar engelinden Avcıbeline varamıyoruz.

Sanki yükseldikçe karın miktarı arttı. Dik eğimde yukarı adım attığımızda, ayağımız çıktığı yere geri iniyor, enerjimiz boşa gidiyor, biz gidemiyoruz. Farklı bir adım tekniği uygulamak zorunda kaldık, önce dizimizle karı deliyoruz, adımımızı içine sokup daha kolay yükseliyoruz. Sırt hattı boydan boya balkon olduğu için en iyi yolun direk çıkmak olduğuna karar verdik. Duvarı yatay olarak kesmeden, büyük bir kayayı hedef alarak bize siper olabilecek olan bu kütleye yükseldik. Üstünde bulunan kamyon büyüklüğünde, tonlarca ağırlıktaki balkonun ürkütücü görüntüsüne aldırmadan, kayanın altında çıkanların durabileceği, dar, birkaç kişilik set oluşturuyoruz.. Faaliyetimiz kar, buz tırmanışına dönüştü. Kötü tarafı, kazmayı kara sapladığınızda sizi duvarda güvenli bir tutuş sağlamıyor. İyi tarafı, toz kar değil, ıslak kar olduğu için, ezerek sağlam bir basamak oluşturabiliyoruz.

Kayadan geçip balkonlarla karşı karşıya gelince, aşağıdan çok kolay çıkabiliriz diye düşündüğüm kütlelerin aşılmasının o kadar kolay olmadığını kabul ediyorum.

Avcıbeli’nin son kısımlarında duvar, kayalık sığ bir karla kaplı. Kar balkonlarının en kolay aşılabilir bir yerini seçmemize rağmen, yüksekliği en az 3 m. negatifli bir kar bloğunu aşmamız gerekiyor. Altında insan çömelerek girebileceği boşluklar var, içinden delip çıkılabilir mi diye bakıyoruz, o yöntem de güvenli değil.

Ortasından oyup açarsak birbiriyle olan bağlantı kesilir ve ağırlığı taşıyamayıp üstümüze kopabilir.

Kar balkonları aşağıdan bakıldığında görünmez, ancak, çıktığınızda size güzel bir set sunabilir.

Burada da böyle bir setle karşılaştık. Kütlenin ağırlığının duvara basan bir yerini kazma ile açmaya başladım. Bu kısım bağlantı kesilince ağırlığın kopma ihtimalinin olmadığı bir yer. Bütün bu çalışmalar o kadar yavaş ilerliyor ki, arkadaşlarla birbirimizi görme şansımız yok. Ne yaptığımdan habersiz bekliyorlar.

Tırmanışların en sıkıcı bölümleridir bu anlar, tehlikeli bir tırmanışta birbirinizi görmeden, ne kadar süreceğini bilmeden, sadece beklemek.

Negatif bir kütleyi oyarak, içinden yukarı çıkılabilecek hale getirip, kendimi yukarı aldığımda saat 12.10. Buradan çıkınca, bir ucu arkadaşlarda olan 40 m. 6mm. lik iple arkadaşları yanıma almak için, çalışmaya başladık.

Hollanda’dan faaliyetimize katılan, hemen arkamda gelen Ömer bey.

Ben geleyim mi? Diye seslendi.

Ömer bey yanıma gelirken sevinç nidaları ile çıktı.

Sonra Erdem ve Özgür geldi.

Buraya çıkmak başlı başına bir zirve tırmanışına dönüştü.

Hava raporları öğleden sonra kar yağışı veriyor, sisin yoğunlaşması, rüzgarın artması havanın değiştiğini gösteriyor. Masmavi gökyüzü yerini, rüzgara ve sise bıraktı..

Havanın bozmakta olduğunu görünce Özgür ve aşağıda bekleyen arkadaşlarımız dönme kararı aldılar. Üç kişi Alaca zirve yapmak üzere hareket ettiğimizde saat 13.05 gösteriyor.

Avcıbeli sırtından, Alaca çok net olmasa da görünüyor. Şiddetli esen sırt rüzgarından kar tutmayan, Alaca’ya doğru yükselen sırtı takip ediyoruz. Bir süre yükseldikten sonra klasik rotaya bağlanmayı planlıyoruz. Yükselmeden sonra, uzunca bir süre, batan, karlı yüzeyi geçmek gerekiyor. Yüzeyi olabildiğince kayaların altından kesmeye çalışıyoruz. Klasik rota olduğunu düşündüğümüz, araba yolunu andıran bir girişe ulaşmak için az bir mesafe kala, yüzeyi  kesmenin çok riskli olacağını düşünerek klasik rotaya bağlanamıyoruz. Üstümüzde bulunan kayalık bölgenin, görece daha az tehlikeli olduğunu düşünerek, kayaların içine yükseldik. Erdem önde tırmanıyor, Ömer arkasında, ben klasik rotaya geçiş aramak için arkada kaldım.

Erdem nasıl durum, oradan çıkılabilir mi?

Üstümde kayaların içine doğru yavaş hareketlerle tırmanıyorlar.

İyi gibi görünüyor. Diyor Erdem.

Tırmanırken iki taşın hareket etmesi üzerine, üstümüze düşebilir endişesi ile Erdem daha da yavaşlıyor.

Üstte küçük bir sette bir aradayız, Erdem yine önde, ben ortaya geldim.

Geldiğimiz yüzey oldukça dik ve çoğunlukla düz bir kayadan oluşuyor. Kayanın üzeri sığ bir karla kaplı basamak yok, tutamak yok, kazmayı sokmaya çalıştığımız yer 10 – 15 cm. kar tabakasından sonra kaya tokurtusu geliyor. Erdem önde yürürken ayak basmak için iyi bir yer yapmadı, tutamakta olmadığı için bir an duvarda çok kısa bir kayma, ve durdu. Nefesimiz kesildi, dikkatlice geri yanımıza gelmesini söyledim.

Bu kadar güvensiz bir ortamdan geri dönmek en doğru hareket olacaktı. Ömer bey, en arkada olduğu için geri inmesini söyledim.

Ben buradan geri inemem. Diye kesin bir üslupla cevap verince.

Ne yapacağımıza karar vermek için kısa bir sessizlik oldu. Hep derin karda ilerlediğimiz için krampon takmamıştık. Bulunduğumuz yer, krampon takmak için uygun değil. Tırmanışa devam etmek üzere öne geçtim. Öncelikle basamaklarımızı sağlam yapacak, sonrasında basamakları güvenli yapamadığımız yerlerde, kazma gagasını kayadaki bir çentiğe geçirip emniyetli bir nokta oluşturacağız. Asla boşa hamle yapmayacağız, attığımız adımı iyice kontrol etmeden yükümüzü vermeyeceğiz. Duvarda ilerlerken olabildiğince fazla kar olan yerlerden yükselmeye çalışıyoruz ki, daha rahat basamak oluşturabilelim. Yokladığımız sığ olan kar yüzeyleri ile karşılaşınca da kazmamızın gagası devreye giriyor. Çok fazla olmasa da, arada, hayata sadece kazma ucu ile tutunduğumuz bir emniyet alabiliyoruz. Yan ve ya dik, slab kaya yüzeylerini geçiyoruz. Gerilim, en üst seviyede, ama kimse belli etmiyor. Hepimiz gayet soğukkanlı bir şekilde sıradan bir iş yapıyormuşçasına birbirimizi takip ediyoruz. Sağlam basamaklarla önde ilerlerken, kazma gagası kullandığım yerlerde de arkadaşlarımı ikaz ediyorum. Tırmanış esnasında aramızda mesafe bırakarak, çapraz bir şekilde 150 m. kadar yükseldik. Üç kişinin rahatça durabileceği bu setten sonrası klasik rota olduğunu düşündürüyor. Kar yığılması çok fazla, sisler içinde zirve sırtı olarak düşündüğümüz yerden bazen kayalık, bazen de kar kulvarından dikkatlice tırmanışımızı sürdürüyoruz. Klasik rotaya bağlanınca geriye dönüşümüzü buradan yaparız diye aklımızdan geçiriyoruz.

Kar kulvarından tedirgin bir şekilde kayalara yükselip hafif bir sağ yapıyoruz, sonrasında çıplak bir sırtta buluyoruz kendimizi. Kısa bir kayayı aşarken son olarak kazma gagası ile kendimizi yukarı alıyor ve tamamen karla kaplı bir sırtta zirveye çok yakın olduğumuzu hissediyoruz. Tamamen açık olan bu yerde sis, kar yağışı ve şiddetli bir rüzgar bizleri karşılıyor. En fazla 20-25 m. görüş mesafesi var, tepeye vardığımızda kılçığın hemen altında bir düzlükte buluyoruz kendimizi. Hava açık olsa, manzaranın seyrini düşünemiyorum. Alacanın zirve sırtının bu kadar güzel olabileceğini hiç aklıma getirmemiştim. Fazla bir şey görmesek de, araziden anlayabiliyoruz. Rüzgar, tipi, sis bizi buradan kovarcasına hoyratça davranıyor, yürümeye devam edip zirveden bir işaret bulmak ümidi ile sırta çıktık. Sırtta kar, kaya karışımı yüzey, yürümek için rahat bir ortam değil, altına bakınca Alaca’nın çanağının içine bakıyorsun muhteşem bir manzara, ama çok silik bir görüntü var.

Bir süre ilerledik, sırt aşağıya doğru iniyor gibi geldi, En yüksek yerinde durup flamamızı çıkardık. Şiddetli rüzgar altında flamayı açmakta zorlanıyoruz. Eldivenlerle makineyi kullanmak mümkün olmadığı için çıplak elle çekim yapmaya çalışıyoruz. Birkaç fotoğraftan sonra objektifimiz kardan kapandı, objektif temizlemek isterken iyice buğulandı, hiçbir şey görünmez oldu. Bu koşullarda çekim yapmanın ne kadar zor olduğunu dağcılar iyi bilir. Siz canınızla uğraşırken birisi sizden fotoğraf çekmenizi istemesi çok rahatsız edici olabilir. Her yerde öyledir ancak, özellikle dağlarda, hava koşulları nedeniyle fotoğraf çekmek ciddi bir emek ister. Fotoğraf işinden sonra sıcak su ve enerji almak için acele bir şeyler atıştırmaya çalıştıktan sonra kramponlarımızı takıyoruz. Çıkışta idare ettik, ama iniş daha riskli. Zaman kısıtlı, bir an önce külahtan inmemiz gerek. Sırtı inmeye başlayınca, acaba bir süre normal bir yürüyüşle inilebilir mi diye, denemek istedik. Zirve sırtı  diyebileceğimiz alan çok dar, sis olduğu için görüş az, ön ön inmek hiç güvenli gelmedi.

Çıkarken tırmanışla bağlandığımız klasik rotanın kesiştiği noktaya gelmiştik. İnişi çıktığımız gibi, geri geri yapıyoruz.Dönüş buradan daha kolay olur düşüncesiyle, aşağıya doğru dikkatli bir şekilde kar yığının içinden iniş yaparken, sık sık geriye dönüp karın durumunu kontrol ederken, gördüğüm görüntü ile olduğum yerde çakılıp kaldım. Son ayak izimden sonra, kar kütlesini enine bölen bir çatlak meydana geldi. Durdum, kısa bir incelemeden sonra hemen yukarı, yanda buraya bağlandığımız sete çıktım.

Buradan aşağıya inmemiz hiç güvenli değil. Bu durumda, geldiğimiz yerden dönmekten başka çaremiz yok. Zaten var olan izlerimizi kullanacağız. Kramponlu ayakkabılarımızla ve kazmamızla daha güvenli inebiliriz.. Arkadaşların inmesini bekleyerek, düşüncelerimi kendileriyle paylaştım. Duvarda bulunan izlerimizden ilerlerken ne kadar doğru karar verdiğimiz anlaşıldı. İniş krampon dişleri sayesinde umduğumuzdan kolay oluyor. Kazma gagası ekstra güvenlik ve psikolojik rahatlık sağlıyor. Bu tırmanışın, zirve külahı diyebileceğimiz kısmı, çok uzun mesafe olmamasına rağmen çıkarken 2,5 saat, inişimiz 1,5 saatten biraz fazla sürdü. Kar koşullarında çok dikkatli olunması gereken, belli düzeyde tecrübe ve bilgi birikimi olan kişilerin girebileceği bir rota olduğunu söylemeliyim. Duvardan inip karlı yüzeye indim, önce Ömer, sonra Erdem yavaş hareketlerle yanıma geldiklerinde gerilim süreci tamamlanmış oldu. Önümüzde sadece Avcıbeli balkonundan iniş kaldı, onun dışında teknik bir yer yok. Benim suyum tamamen bitti. Ömer beyin’de bittiğini biliyorum. Susuz olunca, bir şey yeme isteğinizde olmuyor. Alaca’dan, Avcıbeli’ne doğru yürüyüşe geçtik. Burada, kar yüzeyde zorlanarak yürüyoruz, havanın soğuması, rüzgarın şiddetlenmesi ile sertleşen, karlı eğimde ayaklarımızı bir birinden fazla açamıyoruz, özellikle sol ayağımı kardan çıkartmak zorlaştı. Arazinin yapısı, karın sertliği, ayakları fazla açamamaktan ve kramponun dişlerini pantolonuma değdirmeden yürüyebilmek için, bayağı çaba harcamam gerekiyor. Avcıbeli kar balkonlarını, eski izlerimiz kapanmadığı için kolay indik. Rüzgarla birlikte, havada bulutlar da azaldı. Bundan sonra sallanıp ineriz diye düşünüyoruz. Attığımız her adımda beton etkisi yapan donmuş izler, şoku emmiyor ve dengemizi bozuyor, daha fazla yoruluyoruz.

Parmakkaya uzaktan görünüyor. Sabah çıkarken bir türlü ondan uzaklaşamamıştık, şimdi ona yaklaşamıyoruz.

Kampımızda bulunan arkadaşlara durumumuzu bildirmek için telsizle çağrı yapıyoruz.

Özgür Özgür, İsmet!

Özgür dinlemede!

Özgür, Avcıbeli’nden  kampa doğru iniyoruz, iyiyiz, merak etmeyin, tamam.

Anlaşıldı, gelmeniz ne kadar sürer?

Şu an  yolun ortasındayız, 40 dakika sonra ordayız.

Yolda kuruyan boğazımı ıslatmak için, arada toz kar yiyorum.

Kampa inişimizde bir araya toplanmak için duraklayınca, arkadaşlar bir mola verelim mi?

İyi olur. Diyor Erdem.

Dinlenip isteksizce bir şeyler yemeye çalışıyoruz.

Erdem çantadan su çıkarmaz mı. Azda olsa termosunda ılık, pet şişede suyu var.

Bizimle paylaşıyor.

Sende hala su mu var!

Durup içmeye fırsat olmadı. Diyor Erdem.

Traji komik bir durum. Susuzluktan tükendik Erdem durup suyu içememiş.

Gerçekten faaliyetin başından beri rahat bir yemek molası veremedik.

Hep koşturmaca, tam anlamıyla dehidre olduk, son saatlerde hepimizde ciddi yorgunluk belirtileri var, susuz olunca açlıkta hissetmiyorsun.

Tekrar yola koyulduk. Yürüyüşümüz gittikçe yavaşlamaya başladı.

Özgür telsizden çağrı yapıyor.

Nerelerdesiniz? Diye soruyor.

40 Dakika sonra ordayız. Özgür sizden bir ricamız var, bize sıcak su, çay hazırlarmısın?

Tamam, hazırlarız. Sorun yok değilmi İsmet ağbi.

Başka bir ihtiyacınız varmı?

Sorun yok, susuzluktan bitik durumdayız, su ve çay çok iyi olur.

Biz mi yavaşladık, Parmakkaya’mı bizden uzaklaşıyor. İniyoruz, iniyoruz hep aynı yerde sanki.

Yine kırk dakikanın dolduğu bir anda, üçüncü kez Özgür anons çekiyor.

İsmet ağbi nerelerdesiniz, merak ettim.

Kırk dakika sonra ordayız. Diyorum üçüncü kez, arkadaşlarla tebessümle bakışıyoruz,

Daha öncede öyle söylemiştiniz.

Hava karardı, yolumuzun üstünde sabah çıkarken olmayan, çok büyük çığ akıntısını geçiyoruz.

Kırk dakika sonra ordayız, üçüncüye telsizden arkadaşlara söylediğimiz cümle.

İnanılırlığımız kalmadı, ama bu defa tutturacağız sanırım.

Haydi yorgun savaşçılar! Diyorum içimden. Bu defa, üçüncü kırk dakikada ordayız.

Parmakkaya’nın yamacındayız, kampımızdan ışıklar süzülüyor.

Saat 21.05 oldu, 5-10 dakikaya çadırlarımızda olacağız.

Faaliyetimiz toplam 17 saat sürdü. 1,5 Litre suyla 17 saat geçirdim. Neden bu kadar az suyla yola çıktım diye, kendime kızmalımıyım, hiçbir değerlendirme yapamıyorum. Bembeyaz bir dünyada, su deryasında susuzluktan kırılıyoruz. Faaliyetin bu kadar uzun sürebileceğini hesap edememiştik.

Merhaba arkadaşlar! Diyerek selamlıyoruz kamptakileri.

Herkes çadırlardan başlarını çıkartarak bizlere hoş geldiniz deyip tebrik ediyorlar.

Özgürün hazırlamış olduğu sıcak su dolu termosu Ömer, Erdem ve ben kısa zamanda tüketiyoruz.

Özgür daha var içebilirsiniz. Diyor.

Çok makbule geçen bu sıcak su, çay ikramından sonra herkes çadırlarına yerleşiyor.

Deliksiz bir uykudan sonra 06.00 da uyanıyoruz. Aladağlar’ı yaşamaya geldik.

Hava parçalı bulutlu, bu günkü programımızı yapıyoruz.

Kahvaltıyı yapıp toparlanacağız, aşağıya inip Kocadölek’te kamp kuracağız.

Sıyırma vadisinde bir yürüyüş yapmayı öneriyorum arkadaşlara.

Faaliyetimizin bundan sonrası, kampımızda keyif ve yürüyüş yapmakla geçiyor. 23 nisan günü rahat bir kahvaltı sonrası çadırlarımızı topluyoruz. Dönüş saatimizi 11.00 olarak belirlemiştik, 11.15 yola çıkıyoruz. Emli ormanında, Salim ağbiyi bizleri bekliyor bulduk. Traktöre yerleşip dönüşe geçiyoruz. Aladağların muhteşem dorukları her zaman olduğu gibi, seyredenleri büyülüyor.

“Bir ömür boyu gezsen bitmez” Sözünde hemfikir olarak, gönlümüzü buralarda bırakarak, dağ bizden geri, biz dağdan ileri uzaklaşıyoruz.

Çukurbağ’da , Şafak pansiyonun yanında bulunan dağcı mezarlarını ziyaret etmeden geçemedik.

Dağcılarımızın baş ucunda,

“Zirvelere iyi bak ,

Yolun açık olsun” Ailen.

Sözleri.

Beynimizde uğuldayarak,

Aladağlara veda ediyoruz.

 

Yazan. İsmet ŞENTÜRK

 

 

 

 

 


 

 

 

 



Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» AYIN YAZISI.
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim