Uludak- Uludağ Dağcilik Kulübü
Uludak - Türkiye Dağcılık
Federasyonu Üyesidir.
 2016 - ETKİNLİKLERİMİZ
 2015 - ETKİNLİKLERİMİZ
ALPLER GÜNLÜĞÜ.

ALPLERE YOLCULUK

 

30 Ağustos 2014, Atatürk hava alanının yurt dışı çıkışı C 23 salonunda uçağa alınmayı bekliyorum. İnen kalkan uçakları izlerken hayatımda açılan yeni bir sayfanın mutluluğu içindeyim. Mart ayında Avrupa Birliği vatandaşı olduktan 5 ay sonra İsviçre'ye gidiyorum. Uçakta tanıştığım Ankara'nın İngiltere Büyük Elçiliğinde görevli Mıchael isimli bir gençle aynı koltuk numarasına verilmişiz.Sorunu gidermek için yan yana oturup beklerken ayağımda ayakkabıları görünce dağcı mısın diye soruyor. Michael de benim gibi Alplere gidiyor. Londra'dan gelecek olan kardeşi ile Cenevre de buluşup Alpler de yürüyüşler yapmayı planlıyorlarmış.Mont Blanc ve Matterhorn tırmanışı için gittiğimi söyleyince gülerek. "Tehlikeli tırmanışlar" Diyor.

Açık bir gökyüzü ve  gündüz yapmakta olduğumuz bu yolculuğum boyunca Balkanlar, Adriyatik kıyıları, İtalya ve İsviçre üzerinde Alpleri merakla izledim. İki saat kırk beş dakikalık uçuş sonrasında Cenevre hava alanındayız.
Bagajlarımı alıp yolcu çıkış kapısına doğru ilerlerken, azda olsa içimde bir endişe var, ya Ömer Albayrak ile buluşamazsak.Yolcu karşılamaya gelenlerin içinde gözlerim tanıdık birini arıyor. İlk çıktığım kapıdan ikinci kapıya yöneldim, kısa bir süre sonra beni fotoğraf makinesi ile görüntülemeye çalışan Ömer Albayrak gülümseyerek karşımda beliriyor. Selamlaşmadan sonra otoparkta ki aracımıza binip Camonix yolunu tutuyoruz.

Hollanda'da yaşayan Ömer Albayrak aslen Sivaslı. Bu faaliyet öncesinde mailleşerek programımızı detaylandırmıştık. Şimdi sıra uygulamaya gelmişti. Chamonix Cenevre arası 80 km. Dünyaca ünlü, bu turistik kasabaya yaklaştıkça yeşil ormanlar, karlı dağlar arasında derin vadilerin içindeki otobanda Mont Blanc eteklerine doğru yol alıyoruz.

Chamonix'e aracımızı park edip,kasabayı dolaştık.


Buradaki ilk günümüz de, Teleferikle Aıguılle Du Midi 3842 m. zirvesine çıkacağız. Kişi başı 55 Euro ödeyerek 1000 m. seviyesinden yükselerek Alplerin sivrisine 3842 m. adeta bir kuş gibi konuyoruz.


Hava açık ve güneşli, buradan Alp dağlarının çok önemli zirvelerini, buzul vadilerini, Camonix vadisi izlenebiliyor. Dağcılar kaya tırmanışı, karlı sırtlarda yürüyüş yaparken izlenebiliyor.


Restoranı, güneşlenme terasları, buz tüneli ile vakit geçirmek için çok özel bir yer.

Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerimizi terasta oturup yedikten sonra kartal yuvasına veda ederek teleferikle birinci istasyona inişe geçtik. Çıkarken olduğu gibi inerken yine sisler içinden kaya, kar ve buzdan oluşan Aıguılle Du Mıdı sivrisinin 75 - 80 derece eğimli duvarını teleferik kabininden izleyerek alçalıyoruz.

Birinci istasyonda çevreyi gezmek amacıyla indik.  Alpin çayırlara ayak bastığımız anda, buradan yürüyerek inmeye karar verdik. Chamonix vadisini kuşbakışı izleyebiliyoruz. 


Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 2 saat gibi bir süre de aşağıya inişimizi tamamladık.

Akşam vakti, Ömer Albayrak'ın önceden kaldığı des Verneys camping'e yerleştik. Konaklama ücreti kişi başı günlük 8 Euro. Bursa terminalinde önceki gün saat 23.00 te başlayan yolculuğumun getirdiği uykusuzluk ve yorgunluk kendini hissettirmeye başladı. Akşam yemeğinde yarın sabah Moraine de Takonnaz buzuluna patikadan yürüyüş yapma kararı aldık.Ömer Albayrak yarın da burada kalalım, geldiğim Hollanda deniz seviyesinin altında aklimitize oluruz diyor. 

Yemekten sonra fazla kalamadım ve uyumak üzere çadıra girdim. Hava ara da bir atıştıran yağmurdan nemli ve ılık. Gece üstümüzde bulunan Bossons buzulundan kopan buzul parçalarının gök gürültüsünü andıran gümbürtüsü,yabancı bir diyar da olmanın verdiği tedirginlik ile deliksiz bir uykuya dalamadım.

31 Ağustos Pazar, sabah kalkıp hazırlandık ve yürüyüşe çıktık. Üstümüzde bulunan Moraine de Takonnaz vadisine antrenman niteliğinde çıkıp ineceğiz.Ahşap, birbirinden farklı mimaride ki evleri hayranlıkla izleyerek ve fotoğraf çekerek dağa doğru yükseliyoruz. Orman içine girmeden önce patikaları gösteren tabelalar  yön, rota, gidiş sürelerini gösteriyor. Gece yağan yağmurdan bez ayakkabılarım çimenlerde ıslandı. Patikalar yeşil çimenler içinden kıvrılarak ormanın içinde kayboluyor. Bir buçuk saatte orman sınırını aşarak, Takonnaz ırmağının çağlayan sesi eşliğinde buzul morenine ulaştık.


Ömer Albayrak'ın söylemine göre 1970 li yıllarda bu buzullar Camonix kasabasının içine kadar iniyormuş.Buzulların hızlı bir şekilde eridiğini arada bir kopan gürültüden açıkça izleyebiliyoruz. Vadinin, kasabanın içine yakın bir bölümünde, üç setten oluşan önü göl gibi derinleştirilmiş çığ setlerini merakla inceliyoruz.Kampımıza acıkmış olarak döndükten sonra çayımızı demleyerek Türk usulü peynir ve zeytinli kahvaltı masamızı kurduk.

İkinci günümüz de, Alplerin içinden İsviçre ve İtalya'yı birbirine bağlayan,Mont Blanc  tünelinden İtalya,Courmayeur kasabasına geçiş yaptık.


İtalya tarafından, Mont Blanc klasik rotası tırmanışı Gonella dağ evi üzerinden yapılıyor. Bu rotadan 2006 yılında Bursa'dan 3 kişi, ilk Türk ekibi olarak tırmanış gerçekleştirmişlerdi. Kasabadaki dağcılık müzesini gezdik. Alplerin karlı zirvelerinin gölgesinde insana huzur veren bir kasaba.


Chamonix'e gelince, dağcılık malzemesi satan dükkanları dolaştık. Fiyatlar Türkiye'ye nazaran pahalı olmasına rağmen Matterhorn tırmanışında ihtiyacımız olacak avuç içinde sürtünmeyi arttıran bir eldiven ve tek kişilik bir çadır aldım.

I Eylül 2014 Pazar, Mont Blanc tırmanışı için des Verneys Kampingden ayrıldık.


Le Fayet 580 m. trenin ilk hareket istasyonundayız. Blanc treni, kasabadaki diğe tren garı ile yan yana, ücretsiz bir otoparkı da mevcut.

Mont

La Faye'te başlayan yolculuk, 1,5 saatte Nıd D'aıgle 2380 m. sona eriyor. Bu tren seyahatinin maliyeti kişi başı, gidiş dönüş 35 Euro. Kuruluşunun bu yıl 100 yılını kutlayan Mont Blanc treni belki de dünyada benzeri olmayan bir tren. Çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğu turistler bu trene binmek, orman kuşağının üstüne çıkarak Alplerin doğasını yaşamak için geliyor. Sırtında çanta,ellerinde baton yürüyüş yapıyorlar.

Trenle çıkılan son noktadan sonra çantalarımızı sırtlanıyoruz. Akıp giden sis tabakası içinde istasyondan yürüyüşe başladık. Yürümekte olduğumuz patika da dağ keçileri ile karşılaşabiliyorsunuz,insandan kaçmıyorlar.

Refuge de Tete Rousse çıkan sırtta kar ve buzlu patikada dikkatli olmaya çalışarak yükseldik.


Trenden indikten sonra, Mont Blanc tepesine gidiş dönüş 42 km. Refuge de Tete Rousse kamp yerine mola vermeden 2,5 saatte ulaşıyoruz.


Kayaların içinde Ağrı kamp yerine benziyor. Şaşırtmalı kapısı ile ilginç bir tuvaleti var. Presleme yöntemi ile sıkıştırılan tuvalet atıklarını ve kamp alanında biriken çöpleri Helikopterle indiriyorlar. Alplerin buzullarla kaplı,vadileri izlenebiliyor.

Çadırımızı kurup yerleştikten sonra zamanımı fotoğraf çekerek geçirdim. Önceki gün aldığımız hava raporları havanın faaliyetimiz süresince iyi olacağı yönünde. Dağlarda sis eksik olmuyor.

Vadilerden yükselen bembeyaz bulutlar  kaya, kar ve buzullardan oluşan görüntüyü bir açıp bir kapatıyor. Gece buzul kopmalarından meydana gelen gümbürtüler kampımızda yankılanıyor.

Sabah kahvaltı sonrası yola çıkmak için hazırlandık. Yukarıda çadır kullanmayacağımız için, çadırımızı burada bırakıyoruz. Dağcılar Refuge du Gouter'e doğru çıkışlarını sürdürüyorlar. Zirve yapan ekipler de aşağıya iniyor. Kamp yerini terk edip karlı zeminde Grand culvar'a doğru çıkışa başladık.


Ömer Albayrak "Bir kaç yıl önce yukarıdan dağ kopup gelmiş ve 12 kişiyi süpürmüştü" Diyerek yaşanan üzücü bir olayı anlatıyor. Grand kulvar'a krampon takmış olarak girdik ve hızlı bir şekilde geçişimizi tamamladık. Buradan itibaren Gouter dağ evine yaklaşık 600 m. duvarda yükselmek gerekiyor. Kaçkar kuzey rotasına benzeyen bir çıkışı var. Buzlu olduğunda, riski azaltmak için özellikle duvarın son bölümlerinde sabit hatlar döşenmiş.Yola çıkışımızdan 3 saat sonra Refuge du Gouter ulaştık.


Refuge du Gouter 3836 m. eski dağ evinin yerine iki yıl önce hizmete açılmış.Çok özel bir mimarisi var. İç mekanda çok açık renk ahşap kullanılmış.


Gouter dağ evine geldiğimizde vakit erkendi ve burada yer yoktu. Refuge Bivouac Vallot 4265 m. devam edeceğiz.Buradan zirve yapmak bize avantaj sağlayacak.

Refuge Bivouac Vallot'a 2,5 saatte ulaştık. İçeride 1 adet mat, uyku tulumu çanta var.  Zirve yapmaya giden bir dağcı olmalı. Kulübeye yerleştikten sonra, kar eritip sıcak birşeyler içerek vakit geçirdik. Bir süre sonra dağ evi kalabalıklaştı.


Avusturya, Polonya, Fransız, Bosna Hersek,Türk, Rus ve Romanya'dan dağcılar Mont Blanc zirvesini yapmak üzere bir arada. Daha önce bu kadar karma ekiplerle bir arada bulunmadım. Gecenin ilerleyen saatlerinde ışıklar söndü ve sessizliğe büründük.

Sabah, hava aydınlanmadan önce aşağıdan gelenlerle dağ evi doluyor. Gouter dağ evinden, zirve yapmak üzere gelenler kulübemize  dinlenme molası için uğruyorlar.Bu yoğunluk 2 saat kadar devam etti.

Sıcak çay ve atıştırma sonrasında 08.30 Mont Blanc zirvesine hareket ediyoruz.


Zirve noktasına kadar 550 m. irtifa almamız gerekiyor. Ömer Albayrak ile ip birliğindeyiz.Hava açık, sırtlarda rüzgar ara sıra şiddetleniyor. Kaskımda ki Go Pro kamera ile tırmanışımızı kayda alıyorum. Havanın açık oluşu, tırmanırken bizlere Alpleri izleme ve görüntüleme imkanı sunuyor.Parlayan güneş zirve sırtında yeni yağmış karı daha da beyaz yapıyor. Yürüdüğüm karlı sırt gökyüzünde parlayan güneşe uzanan bir yol gibi. İnsana bu kadar güzel duygular hissettiren başka bir zirve çıkışı olduğunu sanmıyorum. Beyaz ve mavinin huzur veren buluşması yorgunluğumu alıyor.

Zirveye yaklaştığımızda, eğim yataya döndü. Yavaş adımlarla zirve noktasına doğru yürüyoruz. Zirve noktasına yorgun ama mutlu bir şekilde ulaştığımızda ip birliğinden çıktık. Rüzgar almayan güney yüzüne, İtalya tarafına setten 3-4 metre indim. Sırt çantamı çıkarıp üstüne oturdum ve ilk işim yanımdaki bütün suyu içmek oldu. Bir süre karşı zirveleri izleyip, bir şeyler atıştırdım.Dinlenmeden sonra bayrağımızı ve flamamızı açıp, anı fotoğrafları çektik.

Mont Blanc tırmanışı dayanıklılık gerektiren bir parkur. Sabah kahvaltıda çay, su, çorba içmiştim.Refuge Bivouac Vallot'da Polonyalı karı kocadan aldığım yarım litre suyla zirveye hareket ettim. Dağlarda enerji üretecek besinler yemek ve sıvı alımı çok önemli. Bu faaliyet sırasında yeterli sıvı alamadım.

Zirve dönüşü,Refuge Vallot'ta eşyalarımızı toplayıp inişe geçtik. Gouter dağ evine inişte hava açık ve güneşli. Dönüş yolunda fenalaşan bir dağcı helikopterle tahliye ediliyordu.


Dağ evine inişimiz de, dinlendik ve beslendik. Refuge du Gouter'den,  Refuge de Tete Rousse iniş Mount Blanc tırmanışının tehlikeli bölümlerinden biri. Grand kulvarı geçmeden tehlike geçti sayılmaz. Bir şeyler yiyip içtikten sonra enerjimiz yerine geldi. İki gündür doğru dürüst su içmedim, yemek yemedim.

İnişler oyalayıcı, ama zor değil. Dikkatli olmaya çalışarak kayaların içinden irtifa kaybederek Refuge de Tete Rousse iniş yaptık. Grand kulvara geldiğimizde burada bekleyen Bosna Hersek'li dağcılarla karşılaştık.Kramponlarımızı yeniden takıp, taş düşmesine karşı hızlı bir şekilde karşıya geçiyoruz.Bizden sonra geçen Bosnalı bayan dağcı kulvarın tam ortasında kayarak düştü, ama tutunmayı başardı.

Kamp yerimizde yatırarak bıraktığımız çadırımıza ulaştığımızda ilk işimiz,polleri  takarak çadırımızı ayaklandırmak oluyor.

Bosna Hersek'li  iki erkek ve bir bayandan oluşan 3 kişilik ekip ile zirve yolunda, kısa zaman aralıkları ile birlikte çıkıp indik. Ancak, zirve dönüşü sohbet etme ve tanışma fırsatı bulduk. Birlikte bayraklarımızı ve Kulüp flamalarımızı açarak fotoğraflar çekindik.

Eşyalarımızı düzenleyip dağ evine akşam yemeğine gittiğimizde,Bosna ekibi de oradaydı.  Onlardan özenip ortaya kavurma ve pirinç pilavı istedik, istemez olaydık, pişmemiş pirinçler  sabaha kadar midemi rahatsız etti.

4 Eylül, Perşembe,Refuge de Tete Rousse'de güneşli bir güne uyanıyoruz. Çantalarımızı topladık ve Mont Blanc tırmanışını güzel bir kahvaltı ile sonlandırmak üzere dağ evine geçtik. Kahvaltı sonrası çadırımızı toplayıp çantamızı sırtlanıyoruz. Mont Blanc trenine 2 saatlik bir yürüyüşle inebileceğiz. İnişimiz sırasında yukarı çıkan çok sayıda insanla karşılaşıyoruz. Çoğunluğu yürüyüş yapanlardan oluşuyor.Dağ keçileri yine yolumuz üzerinde korkusuzca geziyorlar. Bosnalı ekiple La Fayet'e kadar birlikte indik, araçlarımızı da yan yana park etmiş olduğumuzu görünce, tesadüfün bu kadarı olmaz diyoruz.

Akşam saatlerinde des Verneys kamping 'e bir gece daha kalmak üzere çadırlarımızı tekrar kurduk. Yarın İsviçre yolculuğumuz başlıyor.

5 Eylül, Cuma sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, hazırlanıp Chamonix'den ayrılıyoruz. Zermatt kasabasına 160 km. kadar yolumuz var. Derin vadilerin içinde, çoğunlukla iğne yapraklı köknar ağaçlarının,zarafeti ve güzelliklerini izleyerek Zermatt'a doğru yol alıyoruz. Yükselmemiz sona erdikten sonra, vadilerin içinde alçalma başladı.Mountegnü kasabasının ve ovasının kuş bakışı görüntüsü altımızda. Panaromik bir seyir terasına kurulmuş bir restoranda moladayız. Şehrin kilisesi, okul bahçesinde cıvıltı ile bağrışan talebelerin sesleri yankılanıyor. İsviçre Alplerinin arasında uzayıp giden bir vadi içindeki yaşamı kuş bakışı izliyorum. Montegnü şehrini geçip ova da ilerledikçe, ilgimi çeken bir başka tabela Extrem sporlar parkı oluyor.

Zermatt'a 25 km. Taşch kasabasına 5 km. kala Camping Attermenzen'e girip burada bir gece konaklamak üzere çadırlarımızı kurduk. Yeşil çayırlar içinde bir yer. Karşımızda ki sarp yamaçlarda, ancak dikkatli bakıldığında görülebilen ahşap kulübeler var. Tepelerin arasından, Alplerin karlı zirveleri bütün ihtişamı ile günün son ışıklarını bize yansıtıyor. Çadırlarımızı hafif eğimli arazinin ormana yakın bir yerinde iri bir Karaçam ağcının altına kurduk. Yanımızda ahşap bir masa oluşu bu yeri tercih nedenimiz. Hafif yağmur sonrası çayırlar ıslandı.

Avrupa'da karavan turizmi çok yaygın. Çeşitli modellerde karavanları görünce çok da alışık olmadığımız bu yaşam kültürünü ilgi ile izledim. Karavanın yapısına göre çadırları da var. Yemekler hazırlanıyor, masalar kuruluyor. Bu işe gönül veren çok sayıda insan var. Elektrik, bulaşıkhane ve çamaşırhaneleri, duşu tuvaleti olan kampinglerde kalıyorlar. Her yer çok temiz ve bakımlı. Camping Federasyonları, kalite sınıflandırmalarını gösteren yıldızları var.

6 Eylül sabahı, çadırımdan dışarıya çıkıp etrafı izliyorum. Bulunduğumuz vadiye henüz güneş inmemiş. Alplerin karlı zirveleri güneşin ilk ışıkları ile parlıyor. Heidi'nin ülkesinde yeni bir gün başlıyor. Çaydanlığa su koyup, İsviçre Alplerinde bir sabah kahvaltısı daha yapmak için ocağı yakıyorum.

Bu gün Zermatt'a gidiyoruz ve Matterhorn ile ilk karşılaşma gerçekleşecek. Dağlarda sevgili gibidir, ilk görüşte etkileşim olur ya da olmaz, bir dağı sonradan sevemezsiniz. Alplerin boynuzu hayallerimi süsleyen mutluluk olmaya devam edecek mi etmeyecek mi, göreceğiz.Market ve resepsiyon karışımı mekanda konaklama kişi başı için 16 Euro ödeyerek kamping den ayrılıyoruz.

Tasch kasabasına geldiğimizde,aracımızı Ömer beyin daha önceden bildiği bir benzin istasyonunun parkına bırakıyoruz.Dağ için gerekli malzemelerimizi  çantalarımıza yerleştirmiştik. Zeramatt'a  10 dakika ara ile kalkan trene binmek üzere çok yakındaki tren garındayız.


Tarihi kasabaya araç girişine izin verilmiyor. Ulaşım sadece trenle sağlanıyor. Zermatt garında indikten sonra,Matterhorn teleferiğine binmek için kasabayı boydan boya yürümek gerekiyor. Kasabanın ortasından Chamonix'de olduğu gibi buzul ırmağı akıyor.


Uzakta beyaz bulutlar içinde Matterhorn dağı ile ilk göz temasını kurduğumda,"Matterhorn sana geliyorum" diyerek selamlıyorum.Teleferik istasyonunda çıkış iniş 35 Euro ödeyerek biletlerimizi aldık. Vadinin içinden kayarak yükselirken, kasaba küçük bir köy gibi uzaklarda kalıyor.

Panaromik bir görüntü içinde, Alplerin boynuzu, masmavi buzullardan çağlayan ırmaklar, arada bir gümbürtüyle kopan buzul çığlarının sesini dinleyerek alpin çayırlarda ki patika da, sırtımızda çantalar, ağır adımlarla yükseliyoruz.

Patikada yürürken, dağcıların anılarında bu dağ ile ilgili okuduğum bölümler aklıma geliyor. Bu dağa tırmanmak için verdikleri mücadeleyi yaratan nedenleri anlamaya çalışıyorum. Kamp yükümüzle sakin bir yürüyüş sonrasında Matterhorn Base Camp tepeden bakan bir konumdayız.


Çantalarımızı yukarıda bırakarak kamp alanına  iniyoruz. Mutfak bölümüne girip çorba siparişi verdik. Bir çorba insana bu kadar mı lezzetli gelir.

Base Camp'tan ayrılıp, (Hornli rotası)  Hornli dağ evine doğru yükseliyoruz. Yol bir süre düz, yamaca gelince kıvrılarak devam ediyor. Dağ evinin bulunduğu tepe 3260 m. Matterhorn zirvesinin tabanını oluşturuyor. Dağ evine çıktığımızda, yenileme çalışmaları sona yaklaşmıştı, 2015 te tamamlanarak hizmete açılacakmış.Helikopter malzeme getirip götürüyor. Bahçe kısmı kazılmış, ağaç kalaslar üzerinden inşaat alanından geçip karşı yamaçta bulunan kamp alanına ulaşıyoruz. Kamp yerinde sadece 2 çadır var. Çadırımızı kurup malzemelerimizi yerleştirdiğimiz esnada, çadırlardan genç bir dağcı geldi. "Go pro şarj kablosu var mı" Diye soruyor. Ömer bey, kabloyu verdikten sonra, o da fazla kartuş var mı diye karşı atağa geçti. Biraz sonra Ukrayna'lı genç elinde kartuşla geliyor. "Bizde var, sorun değil kullanabilirsiniz" Diyor.


Ömer Albayrak çadırımızın çevresine taş duvar, toprak zemini de taş kaplama yaparak oyalanıyor.Bu çalışması bana da bir fikir verdi. Çadıra girmek istemediğim için dışarıda etrafı izleyebileceğim pozisyonda,  ince taşlarla şezlong yaptım. Matımı serdim, tulumun içine de girerek geceyi de burada geçirmeye karar verdim. Sabaha karşı 03.30 da kalkacağız. Hava açık, gök yüzünde yıldızları seyrederek yarı uyur yarı uyanık,geceyi geçirdim. Alpler'de geçirdiğim en güzel gecem. Her gözlerimi açışımda sıcak ve yumuşacık tulumumdan, sonsuz bir hazla gökyüzündeki yıldızları ve ayın dağlara vuran ışığını izliyorum.

Sabaha karşı kalkıp çayımızı hazırladık, hafif bir şeyler yedik. Akşamdan hazırladığımız çantalarımızı kontrol ederek, fazla eşyamızı çadırda bırakıyoruz. Gerekli olabileceğini düşündüğümüz malzemelerimizi yanımıza alarak 04.45 tırmanışa başladık.

Planlamamızı iki güne göre yapmıştık.Küçük ve yarım bir kartuştan başka yakıtımız yok. Yiyeceğimizi de iki günlük ve en az şekilde aldık. Bu planlama ciddi bir hata idi. Arkadaşımın en az ağırlıkla gitmeliyiz, gerekmiyor diye yönlendirmesi ilk anda avantaj gibi gelse de, böyle bir dağ için çok büyük risk anlamına geliyordu. Matterhorn duvarının dibine geldiğimizde ölen dağcıların anısına kayada yerleştirilmiş plaketler, lambalarımızın ışığında parlıyor. Bu dağa tırmanmaya çalışırken hayatını kaybeden insanların sayısı, kayıtlarda 550 olarak görünüyor. 

Duvarda ilk tırmanış sabit hatlarla başlıyor.Yay çizerek sırtı dönünce, karanlıkta çok dik bir kulvar göründü. Doğru yerin kulvar olamayacağını düşünerek,yukarı  doğru tırmanmaya başladım. Tırmandıkça zorlaşınca yanlış yerde olduğumuzu anladık. Burada tam iki saat kaybettik. Tırmanışın ikinci saatinde hava aydınlandı. Kulvarı çıktıktan sonra daha geniş bir yüzeye çıktık. Ömer Albayrak ile 40 metrelik ipin bir bölümünü açıp, ip birliğinde tırmanıyoruz. Tırmanış genel olarak sırt diyebileceğimiz,dağın iki yüzünün birleştiği keskin bir sırtta devam ediyor, sağ yüzeye hiç geçilmiyor. Yükseldikçe, 3800 metrelerde karlı pasajlar geçmeye başladık.

Solvay hut altında, sırt hattını bırakarak, sola  geniş yüzeye girdik. Buna neden olan daha evvel yanlışlıkla girenlerin bıraktığı izlerdi. Bu yüzeyden çıkmak daha zor olduğu gibi, taş düşme riski de var. Yüzeye girip bir süre ilerledikten sonra devam etmek durumunda kalıyorsunuz. Hangi ekip doğru kulvarda anlayamıyoruz. Rota üzerinde mağara diye adlandırılan bir yer var. Buraya geldiğimiz anda tekrar klasik rotaya bağlandığımızı anlamış olduk. Mağarayı geçip, hafif sola kayarak yükseldikten bir süre sonra, yukarısını göremediğimiz bir kaya duvarının dibine geldik. 

Solvay dağ evine ne kadar mesafe de olduğumuzu da kestiremiyoruz. Karşımıza tırmanılması gereken dik bir duvar çıktı. Yakınlarda ara emniyet noktası atılacak bold görülmüyor. Başka geçiş noktası da yok. Görünen tek yol yukarıya tırmanmak. Kısa bir tereddüt geçirdikten sonra tırmanmaya başladım.Bir kaç metre sonra karşıma bold çıkınca endişem yerini sevince bıraktı. Ara emniyet noktasını yerleştirdikten sonra, ikinci halkaya tırmanıp ipi bağladım.Dağ evi hemen üstümüzde göründü. Yarısı karla kaplı beton kenar balkonunun  6-7 m. altındayım. Aşağıya seslendim. "Ben çıkıyorum, ipi topla da gel"

Çok susuz kaldım, bir şeylerde atıştırıp enerji almam lazım. Balkon çıkıntısının betonunda çelik bir halatla kenar koruması var. Kapıdan itibaren 50-60 cm. genişlikteki beton uzantı birazda yıpranmış olarak, kar örtüsünün içinde kayboluyor.


Solvay dağ evi 4000 m. yükseklikte insanı hayrete düşüren,nasıl yapılmış dedirten bir konumda. Belçikalı senatör,Ernest Solvay kızını burada kaybetmiş. Başka dağcılar aynı akıbete uğramasın diye 1916 yılında bu dağ evini sığınak olarak yaptırmış. Aşağıdan gelenler kulübeye girebilmek ve yukarıya devam edebilmek için bu balkon çıkıntısını kullanmak zorunda. Başlangıcı ve sonu kar ve buzla kaplı. Ayağınızda krampon yoksa  kaydığınız anda boşluktasınız. Su elde etmek için kar alanlar,ihtiyaç görmek için dışarıya çıkanlar çok dar bir alanda hareket etmek zorunda. Buraya kadar 750 m. irtifa alarak geldik. Buradan itibaren 500 m. daha irtifa alarak zirveye ulaşmak gerekiyor.

Bu ortam bir kırılma noktası, su almak ihtiyaç görmek için harcanan çaba bile insanın direncini zorluyor. Bir de bizim gibi yakıtınız yoksa, yiyeceğimiz de yeterince var denemez. Dönenlerin çoğu buradan dönüyor. Buraya geldiğimizde saat 14.30 olmuştu.Dinlenip tırmanışa yarın sabah devam etmeyi düşünüyoruz.Dağ evi zaten çok küçük, aşağıdan gelen yukarıdan dönenlerle doldu. Erken geldiğimiz için kendimize yatacak yer kapabildik. Daha sonra zirveden gelen 4 Ukraynalı oturarak geceyi geçirmek zorunda kaldılar. Sabah kalktığımızda uykusuz gözlerle yorgun tükenmiş bir halde yatağı boşaltsalar diye bizi izliyorlardı. Onların bu halini fark ettiğimiz anda hazırlanıp yatağımızı boşalttık. Tırmanışa hazırlanmak üzere onlarla yer değiştirdik.

 İpe girip zirveye doğru tırmanmak üzere kulübeden ayrılıyoruz. Önümüzde tırmanan dört Polonyalı bizden 15 dakika önce yola çıkmıştı.Doğru rota, kulübenin hemen dibinden tırmanmak gerekiyormuş. Polonyalılar bunu kaçırmışlar,bizde onlara uymuştuk. Onlar tırmanışa doğrudan kar kulvarından başladılar.Sığ ve yumuşak kar 4 kişi tarafından geçilince kulvardaki karın yapısı ilk andaki tutma özelliğini kaybediyor. Kulvarın yumuşaklığı  beni tedirgin etti, tırmanmaya kayadan başlamaya karar verdim. Daha da zorlaştığını görünce, kar kulvarına sonradan geçiş yapmak zorunda kaldık. Polonyalılar önde biz arkada bir süre altı kişi sıralanmış olarak tırmanışa devam ettik.

kayıtlarda

Su ısıtmada 0b-*97856u arkadaşların ocaklarından yararlanmıştık. Ömer beyde onlara çorba ikram etti. Şimdi de zirve  yolun da birlikteyiz. Her an bir taş düşürecekler diye endişeleniyorum, yapacak bir şey yok. Bazen yollarımız ayrılıyor farklı yerlerden çıkıyoruz, sonra yine onlar önde biz arkada tırmanıyoruz. Dil bilmediğim için en arkadaki genç tırmanıcı ile birkaç kelime ve gülümseme ile iletişim kuruyorum. İki defa Polonya ekibine ipi uzatarak emniyet halkasına takmasını rica ettim. Karşılıklı birbirimizi fotoğraf çektik.

Biraz hızlı ilerlediğimde,her zaman olduğu gibi Ömer bey arkadan beni yavaş ağabi diye uyarıyor. Bu uyarıları anlayışla karşılıyorum. Ömer Albayrak 2010 yılında Matterhorn'a  İstanbul'dan Sönmez Erkaya ile çıkmıştı. Benim arkadaşımın gelmemesi üzerine, iptal olan tırmanışımızın yerine onunla bu tırmanışı çok ani olarak planlamıştık. Son dönemlerde kilo aldığını ve performansının etkilendiğini,bu tırmanışın planında olmadığını yeterince antrenman  yapamadığını dile getirdi.

Zaman ilerliyor, bizim zirveye ulaşmamız gecikiyor. Polonya ekibi ile aramızdaki mesafe açıldı. Dört kişi olmalarına rağmen bizden hızlılar. Dün sabah faaliyete başladığımızda yanımda I litre kadar su, yarım litreden biraz fazla maden suyu vardı. İkinci günde kar eriterek elde ettiğimiz az miktarda su ile devam ediyorum, o da bitmek üzere. Su ve yiyecek bakımından olumsuz bir durum ile karşı karşıyayız.Arada bir kar yiyerek, kuruyan boğazımı ıslatmaya çalıyorum. Ömer bey benden daha fazla su içiyor. Bu olumsuzlukları düşünmemeye çalışarak tırmanıyoruz.

Sırt hattından ayrılarak sola kaydık,bembeyaz karlı bir yüzeyi çıkıyoruz. Yükseldikçe 15 - 20 metre aralıklarla yerleştirilmiş halkalar karşımıza çıkıyor. Halkaları gördükçe bir dostu görmüş gibi seviniyor, buralardan emniyet alarak tırmanıyoruz. Dik,sadece kardan oluşan geniş bir yüzeyi geçtik.

Kaya ve kar karışımı alanlarda tırmanmaya devam ediyoruz. İki yerde, ayak basabileceğimiz kadar bıçak sırtı gibi, dar yüzeylerden ip cambazları gibi yürüyerek geçtik.

Zirve külahının altındayız, kaya duvarlar neredeyse doksan derece. Sabit hatlar kaya duvarların üstünde ki karlı sırta kadar devam ediyor. Sabit hatlarda yükselmek bile çok kolay değil.Sağlam kas gücü gerektiriyor. Sabit hatlardan tırmanarak kaya duvarların geçişini tamamladım. Ömer Albayrak'ın yanıma gelmesini bekliyorum. Göz temasımız kesildi durdukça üşüyorum.Arada bir yüksek sesle bağırmama rağmen cevap alamıyorum. Üstümüzde karlı bir sırt uzanıyor. Zaman ilerliyor, saat 15.30, zirve yakın olmalı, ama devam edemiyoruz. Ömer beyden net bir cevap da alamıyorum sinirlerim yay gibi gerildi.

- Hadi gidelim artık!! Diye seslenişlerim hala yanıtsız kalıyor. Bir süre sonra Ömer beyden ses geliyor.

- Kollarım tükendi kendimi yukarı alamıyorum.

- Hadi gayret et sen yaparsın, hadi ama!

Buz gibiyim, üşüdüm,çaresizce bekliyorum.

- Ömer bey!!. Aralıklarla yüksek sesle bağırıyorum.

- Ömer bey!!.

- Gel beni çek. Diye bağırıyor.

- Geri dönemem, kendin yapmak zorundasın.

- Devam edemeyeceksen geri dönelim. Karar ver, ya yukarıya gel yada aşağıya inelim, hadi ama!!. Dondum burada.

Şu andan itibaren neler olacağını kestiremiyorum. Ömer bey pes mi ediyor, bizi neler bekliyor. Kendi irademi kullanamadığım anlardan birini yaşıyorum.Zirve yapma heyecanı silikleşiyor beynimde. Bir ipin iki ucunda iki insan,birbirlerini görmeden, seslenerek geleceklerini belirlemeye çalışıyorlar.

- Biraz bekle ağabi. Diyor Ömer Albayrak kısık bir ses tonuyla.

- Bekliyorum zaten, hadi artık gidelim. Devam etmeyeceksek de dönelim, geç kaldık zamanımız yok. Bu gece dağda kalacağız dönmeye vaktimiz kalmıyor.

Ben ne söylersem söyleyeyim Ömer bey için bir şey değişmiyor.Belli ki elinden başka bir şey gelmiyor. Sinirlerim gergin, o anda belki yapmamam gereken şeyi yaparak  Ömer beye biraz da agresif sözler sarf ediyorum. Yarım saatten fazla bir süredir hiç bir şey yapmadan duruyoruz.

Önce turuncu bir kask, sonra kazmalı bir kol belirdi, sessizce aldı kendini yukarıya.

İşte bu, helal olsun sana!

 - Hadi gidiyoruz, devam. Zirveye çok yakınız dönmeyi düşünmüyorum sadece biraz beklettim. Diyor.

Kararlılığı karşısında ona saygı duydum, her şeyi bir anda unuttum. Gerginliğim yerini yumuşamaya bıraktı. Buradan itibaren önümüzde karlı bir yüzey tırmanışı var.

Bu arada önümüzde tırmanan dört Polonyalı dağcı,zirve yapmış olarak geriye dönüyorlar. Onlarla selamlaşarak tebrik ediyoruz ve farklı yönlerde birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Matterhorn zirve sırtının altında siyah metalden bir aziz heykeli, insan gibi üstümüzde beliriyor. Azizin başı güneşin ışıklarını bizim çıkış yönümüzde engelliyor. Tam başın arkasından yayılan ışık huzmesi, insana ilahi bir güce yakın olduğu hissi veriyor.

Alplerin boynuzunu tırmanmaya başladığınız andan itibaren, ölümle yaşam arasında ki çizgi hassas bir seviyede sürüyor. Bir çok farklı zorlu tırmanış alanları geçmeniz gerekiyor. Bu dağa saygı duymayı öğreniyorsunuz, dağın ihtişamı karşısında koşulların sizin limitlerinizin üstüne çıkmamasını diliyorsunuz. Ona tırmanmanıza olanak verdiği için de şükrediyorsunuz. Dağlarda sizin dışınızda bir çok etken sizin sonunuzu getirebilir bunu çok iyi görüyorsunuz. Taş düşmesi,çığ düşmesi,havanın bozması, üstünüzde tırmanan birilerinin yaratabileceği tehlikeler. Bütün bunlar ciddi sonuçları olabilecek dış etkenler.

Aziz heykelini geçtikten sonra zirve sırtına çok yakın olduğumuzu görmüş olduk. Sırta çıktıktan sonra en yüksek olduğunu düşündüğümüz noktaya kadar ilerledik. Karşımızdaki sırt bir süre sonra alçalmaya başlıyor, devamı İtalya. İtalya tarafında bir haç heykeli, Matterhorn'u kutsamış olarak göğe uzanıyor.

Zirve de olmanın mutluluğu ile sarılıp birbirimizi tebrik ettik. Ömer Albayrak'da içtenlikle bana dönerek.

 -Kutlarım, az sayıda Türk'ten biriyiz! Mont Blanc'den sonra bir çok insanın hayali olan Matterhorn'a da tırmanmayı başardık!! Diyor gözleri dolarak.

Ay yıldızlı Bayrağımızı ve Uludak flamamızı gururla dalgalandırıyoruz Alpler'in boynuzunun muhteşem zirvesinde. Telefonla, Türkiye'deki yakınlarımla mutluluğumu paylaşıyorum. Saat 16.30 da hala zirvedeyiz.


Havanın kararmasına 3 saat kaldı. Solvay dağ evine inmek için gün ışığı yeterli olacak mı? Dikkatli olmaya çalışarak geriye dönüşe başladık.Sırt hattının son bölümlerinde ipimizin emniyet halkasına bağlı olduğu bir iniş pozisyonunda iken Ömer Albayrak dengesini kaybediyor ve duvarın soluna doğru düşüyor. Matterhorn duvarında bir an savrulan Ömer Albayrak  yine her zamanki soğukkanlılığı ile bu olayı da pek fazla etkilenmeden geçiştiriyor.Dönüşümüzü yaparken, ipi emniyet halkasına ortadan girip aşağıya inince çekiyoruz.


20 metre aşağıya inip yeniden bir halka bulup yine giriyoruz. İp aç, ip topla ip karışıyor zaman kaybediyoruz bunun bir başka çaresi emniyetsiz inmek olabilir onu da yapmıyoruz çok riskli. Bir süre sonra inişimizde Polonya'lıları altımızda sırtta görünce bayağı sevindim. Biraz daha hızlanırsak onlara yetişebiliriz diye umutlanıyorum. Bazı yerler inişte de çıkışta da çok zaman kaybettiriyor. Polonya'lılara o zaman kaybından dolayı yaklaşmıştık.Şimdi aynı  zaman kaybı bizim için söz konusu idi, bir türlü arayı kapatamadık. Solvay dağ evine ulaşmak için hala uzun bir iniş var. Polanya'lılar  karlı sırtın inişini tamamladıklarında gözden kayboldular. Çok emniyetli hareket etmek bizi ciddi şekilde yavaşlatıyor. Hava kararmak üzere, karanlıkta inmeye çalışmak hiç doğru bir karar değil. Matterhorn zirve yapmak hedefimiz, ama hızlı yapmak hedefimiz değil tabii ki. En önemli konu buradan sağlıkla inmek. Alaca karanlık çökünce bulunduğum bir yeri gecelemek için değerlendirmeyi önerince Ömer Albayrak bu fikrime katılıyor.

Kayaların arasında oturacak, sırtımızı yaslayabilecek kadar sınırlı bir alanı krampon ve kazma ile karlı yüzeyi oymaya çalıştım. Taşlar duvarda daha fazla yer açmamıza olanak vermiyor. Ömer Albayrak iri cüssesiyle açtığımız yeri neredeyse tek başına doldurdu. Hala rahat değilim diye yakınıyor ama yapacak bir şey yok. Bu dağ gecelemek için size çok fazla seçenek sunmuyor. Misafir umduğunu değil bulduğunu yermiş,durumumuza çaresiz razı oluyoruz. Hava bulutlandı, kar hafifçe atıştırıyor.Rüzgarın olmaması büyük bir şans. Bu arada Polonya ekibi 2 saate yakın bir süre sonra Solvay dağ evine ulaştıklarını ışıklarından anlıyoruz. Bizleri merak ettikleri için kafa lambaları ile aşağıdan işaretle bizimle temas kurdular. Karşılıklı ışıklarla sorun olmadığını onlara iletmeye çalıştık. Anlamış olmalılar ki, kulübeye girdiler ışıkları söndü, bizi merak etmekten vazgeçtiler.

Hava durgun olduğu için fazla üşümüyoruz. Kaz tüyü montumu giyerek geceye hazırlandım. Yanımızda bulunan tek kişilik bivak ayaklarımızı sarıp soğuğun etkisini azaltmada işe yaradı. Geceyi, uykuya dalamadan sadece gözlerimizi dinlendirerek  geçirdik.

Sabah olduğunda hareketsizlikten uyuşmuş bedenimizi yeniden açmak kolay olmadı. Önce bir şeyler atıştırıp enerji almaya çalıştık.Çok az kalan suyumun  son yudumlarını içtim. Tatlı bir şey yemeye çekiniyorum çünkü suyum yok.

Sabahın erken saatlerinde bir helikopter aşağıdan yükselerek karşımızda bir an durdu. Pilot bize doğru eliyle her şey yolunda mı der gibi bir işaret yaptı.  Olumsuz bir şey yok anlamında elimle karşılık verdim. Hızlanarak dün çıktığımız zirveye doğru yükseldi ve aziz heykelinin yanına bir kişiyi indirdi.

Hava ilerleyen saatlerde kapatmaya başladı,gökyüzü görünmüyor bulutlar her an yağış bırakacak gibi. Solvay dağ evine indik ve içeride mola verdik. Suyum tamamen bitti. Kulübede su olabilir mi diye aranıyoruz ama nafile. Biz içeride iken, rehber ve müşterisi iki dağcı zirveden dönüyorlar. İsviçreli rehber kolaları çıkardı, bir tane yanındakine bir de kendisine açtı. Ömer Albayrak'a dönerek. "Şu rehberden kola istesene"  Dedim. Susuzluktan boğazım kurudu halsizlik var, artık utanmayı, tiksinmeyi bıraktım dehidre olmuş durumdayım. Rehber bizi şaşırttı ve yarıya kadar diktiği küçük coca cola şişesini  uzattı. Hayatımda bir kolayı hiç bu kadar severek içmedim. Teşekkür ettik onlar bizden önce dönüş yoluna harekete geçtiler.

 İniş yolundayız, açlık ve susuzluk hızımızı da ister istemez etkiliyor. Zaman kazanmak için emniyete girmeden inmeye çalışıyorum.Arada Ömer beye hadi Ömer bey yine geceye kalacağız vakit ilerliyor diyerek hızlandırma çabalarım pek etkili olmuyor. 

Dönüş yolunda bir kaya burun üstündeyiz. Kulvara inmek üzere emniyet almakla meşgulüz. Sağ ve sol alt kısımları göremediğimiz için orta kısımda bulunan kulvarın doğru yer olduğuna karar vererek inişe başladık. Aşağıdan bir kişi gittikçe artan bir ses tonu ile bağırıyor. Ne söylediğini ben anlayamadım,Ömer bey ipimi düşürdüm diye bağırıyor sanırım dedi. Biz inmekle meşgulüz, hata yapmamak için feryada dönüşen sesi dikkate almamaya çalışıyoruz. Sadece "Yanınıza geliyoruz bekleyin" diye bir kaç defa seslendik. Zor durumda olduklarını düşündüğümüz iki kişiye doğru inişimizi sürdürdük. Yaklaşık 20 dakika artarak devam eden haykırışlar kesildi. Aşağıya indiğimizde de kimseyi göremedik. Hava 30-40 dakika içinde kararacak. Hava bozdu, görüş kapalı etrafı göremiyoruz. Sırt hattı üzerinden inerken sola inmemiz gerekirken sağa doğru iniş yapınca olan oldu. Girdiğimiz kulvar içinde yönümüzü şaşırdık.Rotanın sağda olduğunu düşünerek sırt hattından ayrılmıştık.  İndiğimiz kulvarı,  taş düşme ve karlı zeminin kayma riski altında karşıya geçerek çok ciddi zaman harcadık. Kar yağışı etkili olmaya başladı. Hava biraz yumuşak olduğu için yağan kar çabuk eriyor. Matterhorn kayalıklarında eriyen karların oluşturduğu şelalelerden su doldurup içtik. En önemli sorunumuz olan suyu bulduğumuz için moralimiz daha iyi. Kulvarı geçip arkaya dolandığımız da sis biraz açıldı geniş bir yüzeye çıkmış olduğumuzu gördük. Kar yağışı devam ediyor. Hava çok soğuk olmadığı için, eriyen karlar eldivenlerimizi su gibi ıslattı. Sığınacak yer arayışına girdik. Hava  kararmak üzere, tırmanışa ara vermemiz gerekiyor. Bu geceyi de bu dağda geçireceğiz.

Ömer Albayrak büyük bir kayanın altına sığınmak için, küçük taşları atarak yer açmaya çalıştı.Bulabildiğimiz tek yer, çok uygun olmasa da kayanın dibine sokulup bir kişi oturacak kadar, ikinci kişi için kayanın altına yan sokulacak kadar bir alan meydana getirdik. Sırt çantam altımda, kaz tüyü montumun üstüne Gore tex montumu giydim. Tek kişilik bivak torbasının ucu ile ayaklarımı,çantamın yağmurluğunu başımı örtecek şekilde üstüme çektim. Bu gece daha çok üşüyorum. Dişlerimin tıkırtısını durdurabilmek için, sıkmaktan çenelerim ağırdı.Dağın neresinde olduğumuzu bilmiyoruz. Sabah ola hayrola diyerek, her şeyi oluruna bıraktık. Gece ilerleyen saatlerde kar yağışı dindi. Hava açtı, ay ışığı bulutların arasında görünüp kayboluyor. Sis dağılınca,sağ tarafımızda vadinin içinde Zermatt'ın ışıkları göründü. Sol tarafımızda, zemini kum ve çakıldan oluşan bir buzul vadisi. Sis tabakası vadinin içinde rüzgarın etkisi ile, ileri geri yer değiştiriyor. Ufuk çizgisinde beliren bulutların içinde arada bir insanı endişelendiren şimşekler çakıyor. Uzaklarda parlayıp sönen sessiz ışık kümesini kısık gözlerle izlerken, yeni bir kötü hava mı geliyor acaba diye endişeleniyorum.Sabaha karşı bir ara dalmışım,kötü bir rüya gördüm. Uyandığımda rüya olduğuna sevindim, uykuya nasıl daldığıma da hayret ettim.

 Günün ilk ışıkları ile Zermatt'an havalanan Base Camp ve Horlni dağ evi inşaatına gelip giden helikopterlerin gürültüsü Matterhorn duvarlarında yankılanmaya başladı.İsviçre Alpler'inde yeni bir gün başlıyor.

Aşağılarda bizim altımızda, karlar üzerinde, renkleriyle elbiseyi andıran insana benzeyen hareketsiz bir şey dikkatimizi çekti. Akşam bağıran ve sonra kesilen seslerden sonra düşen bir kişinin cesedi olabileceği, hatta olduğu kanaatine vardık. 

Soğuk olduğu için suyu yudumlayarak içiyorum. Biraz gofret atıştırıp enerji alarak güne başlamak için hazırlık yaptım. Eşyalarımızı düşürmemeye çalışarak çantalarımıza yerleştirdikten sonra hareket etmek için hazırız.

Görüş açık, ne yöne hareket edeceğimize karar vermemiz zor olmadı.  Etrafımızı inceledikten sonra rotayı sağ yöne doğru terk ettiğimizi anlamış olduk. Akşam geçtiğimiz kulvarı geriye dönerek sırt hattına ulaşacağız.Dağın alt kısımlarına geldiğimizde sırt hattından ayrılıp bir kulvardan inişimizi sürdürüyoruz. Bu kulvarın içinden sola geçmemiz gerekirken aşağıya devam ettik.Taş düşmelerinin çok yoğun olarak yaşandığı bir alandayız. Daha önce düşen taşlardan iniş izi sandığımız kulvarda devam etmemizin yanlış olduğunu anlamakta gecikmedik. Tırmanılacakmış gibi duran bir yerden yükseldim ve bir sikke çakarak kendimi emniyete aldım.Ömer Albayrak,  ben geriye çıkacağım diyerek geldiği yerden asıl rotamız olan yan çıkışa,üstümdeki  sete çıktı.  Ben geriye inmeden tırmanmak için Ömer beyin emniyetimi alarak bana hadi demesi üzerine, setin üstünde akmak üzere olan irili ufaklı taş yığınına hamle yaparak yükselmeye başladım. Altımdan kayacak olurlarsa beni de setten boşluğa birlikte dökecekler. Yarım kazıkla ipi topladığını sanarak tırmanıyorum.

"İpi topla" Diye haykırmama rağmen,toplanmayan ipin kayada sıkıştığını çıktıktan sonra öğrenmiş oldum. Çıktığımız set dağa tırmanışa başladığımız yerin biraz üstü. Bir daha kullanmayacağımız için ipimizi topladık. Matterhorn duvarının başladığı yerde sabit hatlardan inişimizi tamamlayarak Matterhorn tırmanışını sonlandırdık. Burada video görüntüleri eşliğinde, tırmanışımızı sevdiklerimize  ithaf ettik ve dostlarımızı selamladık. Kamp yerimize inerek çadırımızı topladıktan sonra, I saat mesafede bulunan Base Camp'a doğru yola çıkıyoruz.

 

Base camp kafeteryada 2 çorba, 1,5 lt. su ve 1 bira için, kişi başı 28 Euro ödedik. Burada bir gece konaklamak için kişi başı 150 Euro istediklerinde, kendi çadırlarımızda kalmak üzere aşağıda bulunan çayırların yolunu tutuyoruz. Teleferik istasyonu yakınında bulunan Hotel Schwarzsee görmeyen konumda  çadırlarımızı kurduk.

Hava açık, Matterhorn dağı masmavi gökyüzünde beyaz bir bulutla dans ediyor. Bu günde akşam oluyor.


11 Eylül sabahı berrak bir gökyüzüne uyandık. Güneş göz kamaştıran bir parlaklıkla bulunduğumuz çayırları aydınlatıyor. Matterhorn kendini tamamen açtı. Çantalarımızı hazırladık, hemen altımızda bulunan Teleferik istasyonu sonunda bulunan Hotel  Schwarzsee indik.  Birkaç gün aradan sonra ilk defa elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. Matterhorn manzarası ile kahvaltı yapmanın ayrıcalığı tarif edilemez bir mutluluk. Hedefimize ulaşmanın verdiği gurur ve mutlulukla çaylarımızı içerken, mutluluktan  parlayan gözlerle dağ'da geçen saatlerimizi konuşup güldük.

Zermat'a teleferikle indikten sonra, kasabada acele etmeden gezip vakit geçiriyoruz. Kırılan gözlüğümün çerçevesini değiştirdim. Dükkanları ve kasabanın görmeye değer yerlerini geziyoruz.

Tash kasabasına trenle dönüşte, oto parkta bulunan aracımızı alarak kasaba  yakınındaki bir Kamping'e yerleştik. Burada bulunan marketlerde fiyatlar daha uygun.

12 Eylül Cuma günü buzul ırmağı kenarında dinlenmeyle geçti. İki haftalık tırmanma birlikteliğimizin başarılı sonuçlanması, iki tarafında gösterdiği uyumun sonucuydu.  Sohbetlerimizde ailelerimizle ilgili konulara girdiğimizde ikimizin de gözleri doluyor.Akşam üzeri Irmak kıyısında yürüyüş yaparak İsviçre'nin güzelliklerine tanık olmaya devam ettik.


13 Eylül C.tesi saat 11.00 de, 16.30 da kalkacak uçağa yetişmek için, Cenevre havaalanına doğru yola çıktık. Hollanda'da yaşayan,12 saatlik mesafeden araç yolculuğu yaparak benimle bu faaliyete katılan, Mont Blanc ve Matterhorn faaliyetlerini, ayakkabılarının vurması sonucu, ökçesi paramparça vaziyette ıstırapla hareket ederek bu dağlara çıkmaktan geri durmayan Ömer Albayrak, beni havaalanının dış hatlar çıkışına kadar uğurladı.

Bu faaliyetlerimizin gerçekleşmesinde yaptığı katkılar için, Alpler'in yalnız Türk'ü Türkiye sevdalısı değerli dostuma teşekkür ediyorum.

 

Yazan: İsmet Şentürk.

ismetgezi@mynet.com 

 

 

 




Kullanıcı Paneli
Mail Adresiniz
Şifreniz
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum

Kulübümüzden Haberler
» ULUDAĞ'IN MANTARLARI.
» AYLIK FAL. PROGRAMI
» AYIN YAZISI.
» ALPLER GÜNLÜĞÜ.
» NASIL ÜYE OLUNUR

Hava Durumu
Anılarımız Yaşadıklarımız
Uludağ - Hava Durumu

Faydalı Linkler
»
» Dağlarda hava durumu.
»
» Yüksek irtifa hastalığı.
»
» Türkiye'nin önemli dağları.
»
» Dünya'nın En Yüksek Dağları.
»
» Bursa'da Outdoor Mağazaları.
»
» Türkiye'de Outdoor mağazaları.
»
» BURSA İÇİN HAVA DURUMU.


 
Anasayfa | Yasal Uyarı | İletişim ecebilisim